Etiket arşivi: Astım

Fazla kilolar 9 farklı hastalık nedeni

Şişmanlığın yaşam kalitesini düşürdüğünü, bazı hastalıkların oluşmasına zemin hazırladığını belirten uzmanlar, fazla kilolar nedeniyle vücudun hayati önem taşıyan en az 9 sisteminin olumsuz etkilendiği uyarısında bulunuyor.

Obezitenin medikal maliyetinin artmasını sağlayan bir sağlık sorunu olduğu ve detaylı bu sistemlerdeki hasarları biyokimyasal yollarla defalarca anlatıldı. Peki ya şişmanlığın vücudun 9 sistemine yaptığı zararı biliyor musunuz? İşte sorunlar…

1. Kalp sisteminde; hipertansiyon, pulmoner emboli, koroner damar hastalıkları,

2. Solunum sisteminde; astım, sleep apne gibi uykuda nefesin 8-10 saniye kadar durması,

3. Nörolojik sistemde; inme, idiyopatik intra kranial hipertansiyon,

4. Endokrin sistemde; metabolik sendrom, tip 2 diyabet, adetten kesilme, polikistik yumurtalık sendromu,

5. Kas iskelet sisteminde; bel ağrıları, osteoartirit, hareketlilikte azalma, ürik asit yüksekliği ve gut hastalığı,

6. Deri üzerine etkileri; selülit, sivilceler, kollarda deri renginde değişim,

7. Gastrointestinal sistem; alkole bağımlı olmayan karaciğer yağlanması, fıtık, kolon kanseri,

8. Genital ve üriter sistem; göğüs ve uterus kanseri, obeziteye bağlı idrar yolları enfeksiyonu,

9. Psikolojik sistem; depresyon, stres, vücut imajını beğenmeme.

Ortak kabus: Metabolik Sendrom

Metabolik sendrom veya x sendrom işte sinsice artan bir sağlık sorunu; Şişmanlığın en önemli düşmanı olarak bildirilmektedir. Metabolik sendrom şişman bireyin kan yağlarında, bel çevresinde, kan basıncında, açlık kan şekerinde artması ile meydana gelen karmaşık bir metabolik sorundur.

Kilo verme ile kontrol altına alınabilen bu sendrom ABD’de gün geçtikçe artmaktadır. Yaklaşık yetişkin 47 milyon kişinin metabolik sendroma sahip olduğu bilinmektedir.

Metabolik sendromda bireylerde, iyi huylu kolesterol düşerken, kötü huylu kolesterol artmakta, insüline karşı direnç oluşmakta, kanın yoğunluğunda artış, ürik asit düzeyinde artış gibi sağlığı olumsuz yönde etkileyen sorunlarda oluşmaktadır.

Bel ölçüsü hastalık belirtisi

Bel çevresi ölçümü sağlık hakkında çok önemli bir veridir. Bu yüzden bel çevresi ölçümünün takip edilmesi gerek. Çünkü bel çevresindeki artış diyabet ve kalp hastalıklarının temel belirleyicisi. Kalça kemiğinin bittiği yerden belin çevresinin ölçün. Ölçünün kadınlarda 88 cm. erkeklerde 102 cm’nin üzerinde olması hastalıklara yakalanma riskini gösterir.

kaplıcalar

Kaplıcaların İyi Geldiği Hastalıklar

kaplıcalarKaplıcaların İyi Geldiği Hastalıklar

Uzmanlar; romatizma, şeker, astım gibi uzun süre devam eden bir hastalığı olanların yılda en az 2 defa kaplıcaya gitmesi gerektiğini belirtiyor.

Şeker ve astım hastaları yılda bir iki kez kaplıcaya

İstanbul Tıp Fakültesi Tıbbi Ekoloji ve Hidroklimatoloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi ve Türkiye Kaplıca Talasso ve Kür Merkezleri Derneği Başkanı Prof. Dr. Zeki Karagülle sorularımızı yanıtladı:

Kaplıca süresi ne olmalı?

Kaplıca tedavisi kür tarzında uygulanıyor. Bu süre en az 7-10 gün olmalı. 15 günlük, 3 ve 4 haftalık kürler de var. Süre hastalığın tipine, hastanın durumuna göre ayarlanıyor. Mesela diz kireçlenmesinde 7-10 gün süren uygulamayla 6 aya kadar varan iyilik elde edebiliyorsunuz. Ama romatoid artrit, ankilozan spondilit gibi bir durum söz konusuysa bu kür 15 gün daha iyisi 3 hafta sürmeli. Yine sedef tedavisinde kaplıca kürü 3 hafta devam etmeli.

Kaplıca kürü sadece banyo uygulamasını mı kapsıyor?

Hayır. Her gün 1 ya da 2 kez banyo var. Ama banyo bazen çamurla, bazen su içi egzersizlerle, bazen de hamam, sauna gibi uygulamalarla kombine edilebiliyor. Hastalığın tipine göre kişinin açık havada güneşe maruz kalmasını isteyebiliyoruz.

Sadece hafta sonları gitmek yarar sağlamaz mı?

Son yıllarda yapılan çalışmalara göre, hafta sonu ya da hafta içi 1-2 gün kaplıca kürüne girmek faydalı. Ancak yararlı etkisinin ortaya çıkabilmesi 6-8 hafta boyunca her hafta sonu düzenli olarak kaplıcaya gitmek gerekiyor.

Kaplıcadan önce doktora başvurmak gerekir mi?

İdeal olan kaplıca tedavisine bu konuda deneyimli bir doktorun karar vermesi. Doktor hastasını muayene ettikten, gerekli tetkikleri yaptıktan sonra hangi kaplıcanın hastalığına iyi geleceğini belirler. Ama kaplıca tedavisi bin yıllara varan geçmişiyle geleneksel bir yöntem olduğu için çoğunlukla doktora başvurulmuyor. Bu durumda en iyimser tahminle hasta kaplıcadan yarar görmüyor. Biz buna hekimlik pratiğimizde çok rastlıyoruz. Doğru kaplıcaya doğru hastalıkla gitse bile, uygulama doğru olmuyor. 2 gün kalabiliyor, çok yoğun ya da yetersiz uygulama yapabiliyor. Tavsiyemiz şu: Doktor genel tetkikleriyle birlikte hastayı kaplıcaya göndermeli. Kaplıca hekimi hastayı bir kez kür ortasında, bir kez de kür çıkışında kontrole almalı; daha sonra elde ettiği sonuçları hastanın doktoruna göndermeli. Kaplıca tedavisini sigortanın karşıladığı sistemlerde süreç böyle işliyor. Örneğin Norveç’ten gelen hastalar Balçova’da tamamen bu sistemle tedavi ediliyor.

Her kaplıcada doktor olur mu?

Bir kaplıcanın mutlaka hekim denetiminde olması gerekir. Kaplıcalar bu şekilde Sağlık Bakanlığı’ndan çalışma belgesi alabilir. Hastalık bulaşır mı? Kaplıca ve hamamların sanki hijyenik olmayan, eski, iyi işletilmeyen, bakımsız mekanlarmış gibi bir imajı var. Oysa bizim bütün incelemelerimiz ve başka çalışmalar da gösteriyor ki, buralardan yan etki çok az çıkıyor.

En çok korkulan hijyenle ilgili problemler aslında en az karşılaştığımız yan etki. Söz gelimi cilt sorunuyla ilgi düşündüğümüzde gerek su, gerek çamur uygulamaları zaten cildi destekleyici, sağlamlaştırıcı etki gösteriyor. Hatta bazı suların mikrop öldürücü özelliği var. Sonuçta kaplıcalardaki sular akan, yenilenen, doğal ve mineralli sulardır. İnsanların genellikle yüzme havuzlarıyla ilgili olumsuz deneyimleri var. Ama burada da endişelenmeye gerek yok.

Normal bir yüzme havuzunda bir su dezenfekte edildikten sonra neredeyse 6 ay kullanılır. Oysa bir kaplıca havuzundaki su 48 saat sonra artık aynı su değildir. Tabii geleneksel ortamların da modernize edilmesi önemli. Artık kendinizi tedirgin hissetmeyeceğiniz, temiz görünümlü, havuz kenarında sürekli bir görevlinin bulunduğu modern kaplıcalar var.

Kaplıcanın avantajları neler?

Kaplıca kürü, kronik (uzun süreli) hastalıklarda hem tedavi amacıyla hem de koruyucu amaçlarla kullanılabilir. Örneğin kişi romatizma, şeker, astım gibi kronik bir hastalığı uzun süre vücudunda taşıyacaksa senede 1-2 kez kaplıca kürüne gönderilmeli. Böylece hastalık ve hastanın yaşam kalitesi üzerinde önemli yararlar ortaya çıkacaktır. Kaplıca kürü daha uygulanırken bir dizi avantaj sağlar:

*Kişi günlük iş ve aile yaşantısının yarattığı fiziksel-ruhsal streslerden uzaklaşır,

– Kişi yaşadığı ortamda var olan ve hastalığını kötüleştirici etki gösteren birçok faktörden uzaklaşır,

– Kaplıca yöresinin ve ikliminin olumlu ve yararlı faktörleri devreye girer,

– Kişinin günlük yaşantısı (diyet, egzersiz, uyku, dinlenme) düzene sokulabilir,

– Kişi hastalığıyla ilgili etkin bir sağlık eğitiminden geçirilebilir.

Balıkesir Gönen Kaplıcaları

Romatizma, şeker, astım gibi uzun süre devam eden bir hastalığı olanların yılda 1-2 kez kaplıcaya gitmesinde yarar var

Hangi hastalıklara iyi geliyor?

– İstanbul Üniversitesi’nde bizim yaptığımız bir çalışmaya göre, Gönen’de 15 günlük kür tedavisinin eklem kireçlenmesi, kronik bel ağrısı ve fibromiyaljide etkinliği var. Mide-bağırsak sistemi hastalıkları (özellikle safra kesesi tembelliği, kronik kabızlık ve gastritte etkili),

– Şeker, yüksek kolesterol.

Kaplıca hijyeni

Önlem olarak ayak havuzlarından geçiliyor. Havuz dip temizliği ve taşırma yoluyla suların değişimi yapılıyor. Havuz yapımında mermer ve fayans malzeme kullanılmış. Açık havuzlarda arıtma sistemi var.

Acil müdahale birimi

Tansiyon aleti, steteskop, EKG, oksijen tüpü, sutur seti, acil ilaçlar, pansuman malzemesi, tıbbi araç ve gereçler bulunuyor. Bu arada laboratuvarda sedimantasyon tetkiki, açlık kan şekeri ölçümü ve idrar tahlili yapılıyor. Röntgen cihazı da var.

Fizik tedavi ve rehabilitasyon birimi

Fizik tedavide kullanılan cihazlar ve paralel bar, omuz çemberi, omuz merdiveni, kürek, bisiklet, çeşitli ağırlıklar bulunuyor.

Sağlık personeli durumu

Bizim öğrencilerimizden hidroklimataloji hekimi var. Ayrıca 14.00 -17.00 saatleri arasında görev yapan bir fizik tedavi uzmanı, günde 2’şer saat görev yapan bir pratisyen hekim bulunuyor. 2 terapist, 1 hemşire, 1 laborant, 1 röntgen teknisyeni, 2’şer masör ve masöz görev yapıyor.

Konaklama olanakları

İşletmedeki otellere ait toplam 720 kişilik yatak kapasitesi var. Tüm odalarda kalorifer, telefon, televizyon, müzik ve radyo yayını, mini bar, saç kurutma makinesi bulunuyor.

tuzak sendromu

Tuzak Sendromu Nedir?

tuzak sendromuTuzak Sendromu Nedir?

Birbiriyle hiç ilgisi olmayan hastalıkların belirtilerinin aynı olması olarak açıklanan ‘Tuzak Sendromu’, çoğu zaman rahatsızlıklara doğru tanı konulmasını güçleştiriyor. Bunun sonucunda da çok ciddi hastalıkları maskeleyebiliyorlar.

“Küçük detaylar atlanmamalı!”

İstanbul Eğitim ve Araştırma Hastanesi İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Nafiz Karagözoğlu bizlere tuzak kuran hastalıklarla ilgili bilgiler verdi.

Dr. Karagözoğlu “Pek çok hastalık ortak belirtilerle birbirini taklit edebiliyor. Dolayısıyla bu tür yakınmalarla başvuran hastaların öyküsünün alınması, genel muayenesinin yapılması ve teknik olanakların sonuna kadar kullanılması gerekiyor. Çünkü çoğu zaman hastalık küçük detaylarla yakalanıyor. Aksi halde yanlış konulan teşhis nedeniyle hastalık ilerleyebilir ve tedavisi zor bir noktaya gelebilir.” diye belirtti. Ve işte o tuzak hastalıklar;

İdrar yolu iltihabı mı, şeker mi?

Ortak belirtileri; sık idrara gitme, tekrarlayan idrar yolu iltihapları.

Ayırıcı tanı nasıl konuyor? İdrar yolu ile ilgili şikâyetler günlük hayatta sık görülen durumlardır. Özellikle kadınlarda idrar yolunun kısa olması, sık idrar yolu iltihaplarına yatkınlık oluşturabilir. Kanıksanan şikâyetler ciddi hastalıklara neden olabilir.

Diabetes Mellitus’ta (Şeker Hastalığı) ilk şikâyet sık sık idrara gitme, sık idrar yolu enfeksiyonu geçirme olabilir. Doktor başvurusu ertelenirse tuzak durumlar ortaya çıkabilir. Kan şekeri tespiti, şeker yükleme testi, son üç aylık kan şeker düzeyinin ölçümü, Tam idrar tahlili, gereğinde idrar kültürü, gereğinde Ultrasonografik tetkikler ile ayırıcı tanı tamamlanır.

Bel fıtığı mı, Multipl Myelom mu?

Ortak belirtileri; sırt ve bel omurları ağrıları.

Ayırıcı tanı nasıl konuyor? Öncelikle doktora başvurmak çok önemli. “Multipl Myelom” bir çeşit kan kanseridir. Bel ağrısı şikâyeti bazen hastalığın ilk şikâyeti olabilir. Omur fıtıkları da, ağrı şikâyeti ile kendilerini belli ederler. Bel, boyun, sırt omurlarının fıtıkları günlük hayatta sık karşılaşılan hastalıklardır. Bu nedenle bel, boyun, sırt ağrıları “Fıtıktır canım, başka bir şey değil” denilerek önemsenmezler. Bu tuzak bir durumdur. Önemsenmeyen ağrı “Multipl Myelom” hastalığının ağrısı olabilir. Öncelikle ağrıları olanlar doktora başvurmalı. Temel tetkikler, Röntgen filmleri, Kan sayımı, Sedimentasyon, Protein Elektroforezi ve gerekirse doktorun isteyeceği farklı tetkiklerle tanı konulabilir.

Hemoroid mi, kolon kanseri mi?

Ortak belirtileri; kanlı dışkılama, ağrı, kabızlık.

Ayırıcı tanı nasıl konuluyor? Hemoroid, makat bölgesindeki damarların genişlemesi yani varisidir. Toplumumuzda sık rastlanılan bir hastalıktır. Günlük hayatta, pratik bilgi olarak insanlar birbirinin şikâyetini dinleyip “Hemoroid” ya da “Basur” tanısı koyabilirler. Dışkılama dönemi ile ilgili ağrılar, kabızlık, dışkıda kan-kanlı dışkılama şeklinde ifadelerle tanımlanırlar.

Kolon kanseri de benzer şikâyetlerle kendini gösterebilir. Bu tuzak bir durumdur. Kolon Endoskopisi en önemli ayırıcı tanıdır. Endoskopi sırasında gerek olursa alınacak biopsi kanserin ayrıntılı tanısının konmasına da yardımcıdır. Bununla beraber muayene bulguları, farklı kan testleri ve görüntüleme yöntemleri ile de tanı tamamlanır. Şikâyetiniz varsa tanıyı doktor koysun. Yoksa tuzağa düşebilirsiniz.

Astım mı, bronşit mi?

Ortak belirtileri; nefes darlığı, öksürük, balgam.

Ayırıcı tanı nasıl konuluyor? Sigara içiminin yaygın olduğu bir toplumuz. Buna bağlı gelişen şikâyetler olan nefes darlığı, balgam, öksürük gibi şikâyetler kanıksanmıştır. Bu şikâyetlere karşı genel bir umursamazlık ortaya çıkabilir. Bu da ciddi tuzaklara neden olabilir. Tanıda gecikme tedavide gecikmeye neden olabilir.

Ani başlangıç, genç yaşta başlama, burun ile ilgili şikâyetler bulunması daha çok Astım tanısını destekler. Sigara içme, fazla miktarda balgam çıkarma ağırlıklı olarak kronik bronşit hastalığını düşündürür. Yapılan testlerde alt hava yollarının daralması astımlı hastalarda düzelebilir özelliktedir.

Kronik bronşitte ise ilerleyici olarak alt hava yolları tıkanır. Geçmişe ait bilgiler, Başlangıç özellikleri, Muayene bulguları, Solunum testleri, alerji testleri ile ayırıcı tanı tamamlanır.

Ülser mi, kalp krizi mi?

Ortak belirtileri; karın ağrısı, terleme, fenalık hissi, bulantı.

Ayırıcı tanı nasıl konuluyor? Özellikle yemek borusu- mide- barsak bölgesi iltihaplarında ya da yaralarında (ülser) Karın ağrısı terleme, fenalık hissi, bulantı şikâyetleri olur. Bazen bunlar aniden başlayabilir. Özellikle kalbin alt bölgesini besleyen damarların tıkanması durumunda (kalbin alt bölge krizi-İnferior myokard infarktüsü) aynı şikâyetler olabilir.

Sindirim sistemine ait gibi durabilen bu şikâyetler tuzak bir durum ortaya çıkarır. Önemsenmeyen, “birazdan geçer” gibi düşünülerek ihmal edilen şikâyetler hayati bir riske neden olabilir. Bu nedenle ani başlayan, daha önce hiç yaşanmayan düzeyde huzursuzluk ve kaygı yaratan, genel durum bozukluğu yapabile karın ağrısı, terleme, fenalık hissi ve bulantınız başladıysa mutlaka doktorunuza başvurun.

Muayene bulguları, EKG çekilmesi ve yapılabilecek bazı kan tahlilleri ve görüntüleme yöntemleri ile ayırıcı tanı yapılır. Umursamazlık etmeyin hayati riskli bir tuzağa düşmeyin.

Crohn hastalığı mı, kalınbağırsak kanseri mi?

Ortak belirtileri; sümüklü-kanlı dışkılama, kilo kaybı, yaygın ağrılar.

Crohn hastalığı iltihabi bağırsak hastalığıdır. Yavaş gelişir. Kilo kaybı ve yaygın vücut -eklem ağrıları yapabilir. Kalınbağırsak kanseri de aynı şikâyetlerle başlamış olabilir. Kolon Endoskopisi tanı koydurucudur. Endoskopi sırasında alınan biyopsi tanı-tedavi-takipte karar verdiricidir.

Şikâyetler fark edildikten sonra doktor muayenesinin geciktirilmesi risklidir. Tuzak bir durum ortaya çıkarır. Kansere ve İltihabi barsak hastalığına ait farklı kan testleri, ayırıcı tanıyı destekler.

astım çevre

Hangi Çevresel Faktörler Astıma Yol Açmaktadır?

astım çevreAstımda Çevresel Faktörler

Astıma neden olan, astım gelişimine katkıda bulunan veya astımlı kişilerde nöbetleri tetikleyen çeşitli risk faktörleri tanımlanmıştır. Bunlardan bazıları kaçınılabilir, düzeltilebilir durumlardır. Tüm dünyada, ev tozu akarları ile evde beslenen kedi gibi hayvanlar; hamamböceği, kalorifer böceği gibi haşereler ve küf mantarları en sık rastlanan astım nedenleridir. Polenler (ağaç, ot,çimen), aspirin gibi ilaçlar ve bazı iş yerlerinde maruz kalınan mesleki uyarıcılar da astımla sonuçlanan allerjik duyarlılığın gelişimine yol açarlar. Ayrıca sigara dumanıyla temas, solunum yolu enfeksiyonları, hava kirliliği, bazı gıdalar ile bunlara ilave edilen katkı maddeleri de bilhassa erken çocukluk döneminde astım gelişimine katkıda bulunurlar. Bu nedensel ilişki gösteren faktörlerin tümüne ilaveten iklim değişiklikleri (sisli, yağışlı, kapalı havalar), psikojenik stresler, egzersiz gibi değişkenlerin ise astımlılarda nöbetleri tetikleyebilir iken astımı olmayanlarda bu yönde etkileri yoktur. Yine sinüzit, burunda polipler, yemek borusuna mide asidinin geri kaçak yapması gibi bazı durumlar astımlılarda sık görülmekte ve hastalığın tedavi ve kontrolünü güçleştirmektedirler. Okumaya devam et

astım sprey

Astımlı Komşumun Veya Kardeşimin İlaçlarını Kullanabilir Miyim?

astım spreyAstımlı Komşumun Veya Kardeşimin İlaçlarını Kullanabilir Miyim?

Hayır. Bunu yapmamalısınız. Çünkü, astım kişiden kişiye farklılıklar gösterir. Her hastada tetik faktörler, eşlik eden patolojiler, hastalığın ağırlığı farklıdır. Bunlara bağlı olarak seçilmesi gereken ilaçlar farklı olabilir. Kullanılması gereken ilaçlar aynı bile olsa dozlar değişebilir. Okumaya devam et

astım

Astım Nasıl Ortaya Çıkar?

astımAstım Nasıl Ortaya Çıkar

Astım genlerimizle belirlenmiş bir karakter şeklidir. Vücudumuzda aslında doğuştan astıma potansiyel vardır ama bu potansiyelin açığa çıkması için bazı uyaranların olması gerekir. Örneğin bu genetik özelliği taşyan, annesinden babasından alan çocukta ve erişkinde eğer alerjik bir genetik özellik de varsa alerji yapan maddelerle ortaya çıkar.

Astımı Tetikleyen Faktörler

Alerjik olsun olmasın astım hastalığı solunum yollarının enfeksiyonlarıyla birlikte tetiklenir ve bir atak şekline dönüşür. Hava kirliliği, sigara dumanı ve diğer havayı kirleten etkenlerin olduğu ortamlarda astım hastaları astım krizine girerler. Astım potansiyeli herkeste yoktur. Özellikle yakın aile fertlerinde, annede, babada ve onların akrabalarında astımla ilgili genleri ve alerjiyle ilgili genleri taşıyan kişiler çocuklarına bunu aktarırlar. Bu genleri alan çocuk ileride çocukluk çağı boyunca astım hastalığına yakalanabilir, bunların bir kısmı erişkin astımı olarak da devam eder. Ama bunların oluşabilmesi için çevre koşullarının da, çevreden gelen uyarıcı maddelerin de bulunması gerekir. Yani astım hem genetik hemde çevre bağlı bir hastalıktır.

Astım Belirtileri

Astım bronşlarmızın geri dönüşebilen fakat tekrarlayan daralma, salgı artışı ve iltihabi süreçle karakterize bir hastalığıdır; tekrarlayan hırıltı ve nefes darlığı ataklarıyla karşımıza çıkar. Astım sırasında özellikle alt solunum yolarında bronşlarda daralmaya, içerisinde salgı artışına ve kasılmaya bağlı olarak nefes darlığı, hırıltı, göğüste daralma hissi, nefes açlığı hissiyle karakterize bir tablo ortaya çıkar. Şiddetli öksürükler, özellikle çocuklarda uyandıran kesik kesik öksürüklerle karakterizedir.

astımda dikkat edilecekler

Astım Hastaları Nelere Dikkat Etmeli?

astımda dikkat edileceklerAstım Hastaları Nelere Dikkat Etmeli?

Astım hastaları özellikle ev ortamında sigara içilmemesine çok dikkat etmeleri gerekir. Buna benzer etkiyi soba kullanan bireylerde de görüyoruz. Yani soba dumanı sigara etkisi yapıyor ve bu hastalara verilen ilaçların etkisini azaltabiliyor. Astım hastaları kirlik havadan da uzak durmalıdırlar. Örneğin sisli havalarda astımlı hastaların atak geçirdiğini görürüz. Yani solunum yollarını tahriş eden durumların bu hastanın çevresinde olmaması gerekir. Yeni boyanmış bir eve giren bir astım hastası bir astım atağı geçirebilir. Şiddetli kokular ve keskin kokular bir astım hastasını atağa sokabilir.

Astım ne gibi belirtiler gösterir?

Astım hastaları çoğunlukla kış ve bahar mevsimlerinde atak geçirirler. Bazı astım hastaları henüz daha kronik bronşit belirtileri yerleşmemiş olduğu için sadece soğuk algınlığı dönemlerinde birden başlayan sık nefes alma, hırıltılı solunum, nefes darlığı ve şiddetli öksürük belirtilerini gösterirler. Bazıları ise kronik astimatik sürece girmiş erişkin hastalıklar özellikle sürekli nefes darlığı olan, kronik bronşit belirtileri gösteren hastalardır. Bunların belirtileri zaman zaman değil süreklidir. Özellikle küçük çocuklarda astım hastalığı bir çok diğer göğüs hastalıklarıyla karıştırılabilir. Örneğin bir çocukta kistik fibrozis denilen bir genetik hastalık varsa bu astıma benzeyen belirtiler gösterebilir. Veya küçük çocuklarda reflü hastalığı yani mideden yemek borusuna geri kaçış neticesinde oluşan hastalık aynı belirtiyi verebilir. Göğüste hrıltıya neden olan başka diğer bronş hastalıkları da vardır. Yuva çocuklarında sık sık geçirilen viral enfeksiyonlar üst üste ekleyen öksürük tabloları nedeniyle astımla karıştırılabilir. Astımın belirtileri bir muayene sırasında bir astım alerji uzmanı tarafından rahatlıkla tanınabilecek niteliktedir.

Aşırı titizlik astımı tetikler mi?

Astım hastalığının gelişmiş toplumlarda daha sık ve daha şiddetli olmasının bir açıklaması hijyen teorisiyledir. Ne kadar çok mikroplardan arındırılmış bir yaşam söz konusu ise bu toplumlarda astım hastalığının daha sık görüldüğünü görüyoruz. Bu hijyen teorisine göre bağışıklık sistemi bebeklik çağından itibaren ne kadar bakterilerle az karşılaşıyorsa bağışıklık sistemine alerjik reaksiyon geliştirme yönüne doğru eğiliminin arttığı iddia ediliyor. Örneğin bir bebeğin ilk 6 ay içerisinde antibiyotik kullanarak kendi vücudunda normalde bulunan bakterilerin bile azaltılması ileride astım hastalığına daha fazla yol açtığı iddia ediliyor. Bu hijyen teorisine göre örneğin evinin etrafında ahır olan, hayvanlarla iç içe yaşayan kişilerde yani taşrada astım hastalığı ve diğer alerjik hastalıkların daha az görüldüğü, evinde sürekli evcil hayvan bulunan kişilerin ileride astım hastalığına yakalanma olasılığının daha düşük olduğu bir çok çalışmayla da gösterilmiş durumda.

Astım hastaları nasıl bir odada yatmalı?

Astımlı hastaların uyudu oda orada çok vakit geçirdikleri için önemlidir. Özellikle evin içerisinde sigara içiliyorsa herhangi bir başka odada içiliyor olsa o odaya da mutlaka homojen bir şekilde dağılacaktır sigara dumanı. Buna dikkat etmeleri gerekir. İkincisi eğer alerjik astımsa bu kişilerin özellikle ev tozu akarlarına karşı alerjileri varsa yatak, yorgan ve yastıklarının elyaftan olması, odada toz tutacak yüzeyleri azaltmaları önerilir. Yerde halının olmaması arzu edilir. Çünkü ev tozu akarlarının en fazla yerleştiği eşyalardan biridir ve toz üretir. Yani o odanın tozunun kontrol edilmesi, eğer mümkünse hava temizleyici küçük bir cihazın konulması uygun olur. Kuş tüyü, yün ve pamuk yastık kullanmamalıdırlar. Onun dışında özel bir yastık önerilmez.

Astım hastaları evde hayvan besleyebilirler mi?

Bir çocuk evcil hayvan bulunan bir evde doğmuş ve o evde büyümüşse onun tüylerne karşı tolerans geliştirir. ama hayatının belli bir döneminden sonra, 3-5 yaşından sonra o eve evcil hayvan alınmış ve bu çocukta genetik olarak bir alerji potansiyeli varsa bu çocuklarda bu hayvana karşı alerji geliştirme olasılığı daha yüksek. Hayvanlar ev içerisinde oldukça fazla miktarda tüy bırakırlar yani ev ortamındaki havayı kirletirler. Astım hatalarının solunum yollarına da bu tüyler yapışır ve bunlarda gerek tahriş yoluyla gerekse eğer alerji potansiyeli varsa alerjik reaksiyonları uyarma noktasında hastalıklarını olumsuz etkileyebilir. O yüzden özellikle alerjisi olan astımlı hastalarda evde hayvan beslemesi önerilmez.

Astım hastaları spor yapabilirler mi?

Astım hastaları esasen her türlü sporu yapabilirler. Ancak hastaların mutlaka tedavi altında olması gerekir. Astım tedavisinde en önemli hedeflerden birisi de zaten hayat kalitesini yükseltmek ve astımlı olan hastaların astımlı olmayanlar kadar fiziksel aktivite yapmalarını temin etmektir. Bu amaçla kullanılan ilaçlar kısa bir süre içerisinde bu amaca ulaştırır ve astımlı hastalar her türlü sporu yapabilirler. Yalnız özellikle çocuklarda solunum egzersizini en güzel temin eden yüzme sporunun yapılmasını da özellikle öneriyoruz. Özellikle ileri yaşlarda astımlı hastaların şiddetli fiziksel aktiviteden kaçınması uygun olur. Örneğin bir astımlının çok yükseklere çıkması, dağcılık sporu yapması çok istenen bir durum değildir. Özellikle 40-50 yaşın üzerinde şiddetli nefes darlığına neden olabilir. Belli yaşların üzerinde dikkat edilmesi gerekir. Örneğin 50 yaşın üzerinde yarım saatin üzerinde sürekli koşu gibi çok ağır bir egzersiz astım hastaları için çok tehlikeli olabilir.

Hangi yiyecekler astımı tetikliyor?

Astım hastalarının astımatik reaksiyonları eğer gıda alerjilerine bağlı değilse yeme konusunda bir kısıtlama söz konusu değildir. Ancak obezite yani şişmanlık astım hastalığını olumsuz etkileyen bir durumdur. Astım hastalarının o yüzden kilolarına dikkat etmesi gerekmektedir. Özellikle astımı olan çocuklarda süt alerjisinin olup olmadığı bakılmalıdır. Özellikle 2-3 yaşın altında süt alerjisine bağlı astimatik reaksiyon nispeten sık görülen bir hastalıktır. O yüzden süt alerjisi varsa bu çocuklar çok yakından bir alerji uzmanı tarafından takip edilmelidir. Özellikle bu çocukların kilo alımları, vücut gelişimleri ve fiziksel aktiviteleri yakından takip edilmelidir. Omega3 yağ asitleri gebelerde ileride çocuklarda astım gelişmesi açısından riski azaltan, çocuklarda da omega3 yağ asitlerinin alınması bazı çalışmalarda astım tedavisinde yararlı bulunmuştur.

Astım krizi sırasında ne yapmalıyız?

Astım krizi özellikle astımı tetikleyen ya hava kirliliği ya sigaraya maruz kalma veya virüs solunum yolu enfeksiyonu geçirme gibi bir tetikleyen faktörden sonra birden başlayan öksürük, hırıltı, nefes darlığı ve nefes açlığının oluşturduğu bir tablodur. Böyle bir tablo oluştuğunda kişi nefes açlığı çeker, göğsünde bir hışırtı hissi duyar, göğsünün daraldığını hisseder. .Böyle bir durumda zaten kendisine daha önce önerilmiş olan nefes açıcı ilaçları hemen kullanması gerekir. Zaten bu ilaçları kullanır kullanmaz nefesinin rahatladığını ve atağın çözüldüğünü görecektir. Böyle bir atağı hissettiğiniz de doktorunuzun verdiği nefes açıcı püskürtmeli ilaçları kullanın.

astım teşhisi

Astım Teşhisi Nasıl Konur?

astım teşhisiAstım Teşhisi Nasıl Konur?

Astım hastasının verdiği öykü büyük oranda teşhisi çözer. Ama bazen diğer astıma benzeyen hastalıklarla ayırmak açısından hastanın atak sırasında muayene edilmesi teşhisi neredeyse kesinleştirir. Eğer hala astım teşhisi konusunda bir kesinlik kazanmamışsa o zaman hasta özellikle 4-5 yaşın üzerinde bir çocuk veya bir erişkinse solunum fonksiyon testleri yapılır. Solunun fonksiyon testleri bronşlardaki hassasiyeti bilgisayarlı hassas cihazlarla tespit eder ve astı teşhisini koymayı sağlar.

Astımdan kurtulmak mümkün mü?

Astım hastalığı farklı yaşlarda ve farklı kişilerde farklı seyirler gösterebilir. Çocuklarda görülen, özellikle –4 yaşın altında başlayan ve alerjik olmayan astım türü ergenlik yaşına kadar büyük oranda iyileşen bir rahatsızlıktır. Bundan az bir kısmı ileride erişkin tipi astım olarak zaman zaman tekrar edebilir veya sürekli bir astım hastalığı olarak devam edebilir. Özellikle3-4 yaşından sonra başlayan ve çoğunlukla alerjik olan çocukluk çağı astımı da yine %50-%60 oranında devam eden bir hastalıktır. Çok az bir oranda ergenlik dönemine kadar iyileşebilir. İyileşenlerin de bir kısmı ileride astım atakları geçirebilir veya erişkin tipi astım olarak devam edebilir. Erişkin tipi astımda astımın türüne göre farklı seyirler gösterebilir. Eğer kronik bronşit şekline dönüşmüş, bronşlarında kalıcı değişiklikler oluşmuş bir kişi ise bu astım sürekli belirtiler veren bir hastalıktır ve sürekli ilaç kullanması gereken hastalardır bunlar. Bazı kişiler sık sık atak geçirirler. Sürekli olmasa bile özellikle enfeksiyonlar sırasında şiddetli atak geçirebilirler. O yüzden bu kişilerin de mutlaka bu atakları hafif atlatmasını sağlayan koruma tedavisinin uygulanması gerekir.

Astım ilaçlarının yan etkisi var mı?

Astımlı hastaların dikkat etmeleri gereken şeylerden bir tanesi bronş açıcı ilaçların aşırı dozda kullanılmamasıdır. Bronş açıcı ilaçlar bronşların açılması vasıtasıyla bir rahatlama sağlar özellikle kriz sırasında. Ama özellikle uzun etkili cinsleri vardır bu ilaçların ve bu uzun etkili ilaçlar yüksek dozlara çıkıldığında bazı ritm bozukluklarına ve hayati tehlike arz eden yan etkilere sahiptirler. O yüzden bu konuda doktorun önerdiği dozun aşılmaması gerekir. Kortizon içeren koruyucu ve tedavi edici dediğimiz diğer tür ilaçlar ise uzun zamandır kullanılan ilaçlardır. Bu ilaçlarla ilgili başlangıçta birçok kaygılar vardı. Özellikle büyüme çağındaki çocuklarda kortizon ilaçlarının büyümeye, boy uzamasına olumsuz etkisi olup olmadığı konusunda çok araştırma yapıldı. En son yapılan araştırmalar gösterdi ki bu ilaçlar önerilen dozlarda kullanıldığı taktirde nihayi boyda çok önemli bir azalmaya sebep olmuyor. Buna karşılık hastaların kendisi ilaç kullanılmadığı taktirde çocuğun büyümesini ve gelişmesini olumsuz etkileyebiliyor. Erişkinler bu tip ilaçları kullandıktan sonra mutlaka ağızlarını gargara yaparak kalıntı ilaçların uzaklaşmasını sağlamalıdır. Çünkü bu ilaçların uygunsuz kullanımı sonucunda ağızda mantar enfeksiyonu oluşabilir.