Etiket arşivi: aids

aids

AIDS’in Tedavi Yöntemleri

aids

HİV Virüsü Vücudu Nasıl Etkiler?

Normalde HİV virüsünün kendisinin hastalık yapıcı bir özelliği yok bunu çok iyi değerlendirmek lazım. HİV virüsü vücudun bağışıklık sistemini çökerterek bağışıklı sistemi çöktükten sonra da bir takım hadiseler söz konusu. Bağışıklık sistemi çöktükten sonra birçok enfeksiyona açık hale geliyorsunuz. Dolayısıyla yani özellikle mantar enfeksiyonları başta olmak üzere sistemik tüm vücuda yayılan bir sürü enfeksiyon ortaya çıkmaktadır. Bunlar içerisinde akciğer enfeksiyonları, tüberkiloz vs. gibi müzmin olan enfeksiyonlar aktif hale gelmektedir. Bunun dışında yine vücudun savunma mekanizması ortadan kalktığı için birçok kanser türü hastalığa da veya tümöral hadiselere de vücut açık hale gelmektedir. Neticede de AIDS hastalığında bu enfeksiyonların veya tümöral hadiselerin veya bu tür kanserlerin bulgularıyla hastada karşılaşılmaktadır.

AIDS’in Tedavi Yöntemleri

Bugün dünyada tedavi araştırmalarına en fazla ödenek ve para ayrılan, üzerinde en çok araştırma yapılan hastalıklardan bir tanesi belkide birincisi AIDS’tir. Ama bütün bu çalışmalara rağmen maalesef bugün ne tam koruyucu anlamında bir aşı üretilmiş ne de %100 tedavi diyebileceğimiz bir tedavi söz konusu değil. Bugün genelde kullanılan ilaçlar antiretroviral denilen HİV virüsüne etkili, onun gelişimini veya üremesinin durduran, çoğalmasını azaltan ilaçlardır. Bir de özellikle vücudun bağışıklık sistemini güçlendirici tedaviler söz konusu. Bu iki ana ayak üzerinde bina edilmektedir bugün AIDS tedavisi.

Antiretroviral denilen virüse etkili bir takım ilaçlar var ve bunların kullanımı özellikle portör denilen taşıyıcılık Hiv Pozitifliği süresini uzatmakta AIDS hastalığının ortaya çıkmasını geciktirmekte ve aynı zamanda hastalığın seyrinde de daha fazla enfeksiyon ve kanser türü hastalıkların ortaya çıkışını azaltmaktadır.Bugün dünyada tedavi araştırmalarına en fazla ödenek ve para ayrılan, üzerinde en çok araştırma yapılan hastalıklardan bir tanesi belkide birincisi AIDS’tir. Ama bütün bu çalışmalara rağmen maalesef bugün ne tam koruyucu anlamında bir aşı üretilmiş ne de %100 tedavi diyebileceğimiz bir tedavi söz konusu değil. Bugün genelde kullanılan ilaçlar antiretroviral denilen HİV virüsüne etkili, onun gelişimini […]

aids nasıl anlaşılır

AIDS Nasıl Anlaşılır?

aids nasıl anlaşılırAIDS Nasıl Anlaşılır?

Şüpheli temastan sonra HİV virüsünün bulaşıp bulaşmadığını ilk zamanlarda anlama imkanı yoktur. Doğrusu AIDS dediğimiz hastalık ortaya çıkmadan önce de eğer herhangi bir tetkit yapılmamışsa AIDS’in bulaştığını tespit etmenin imkanı söz konusu değil. Ancak şüpheli temastan sonra genelde bu enfeksiyonun ortaya konabilmesi için HİV’e karşı vücutta bağışıklık cisimciklerinin oluşması gerekir. Bu cisimciklerin oluşması da ortalama 2-3 ayı bulmaktadır.

Aids Testi

Bugün laboratuvarlarda tarama testi olarak da kullanılan Anti Hiv denilen testte normalde şüpheli temastan sonra geçen 2-3 aylık süreden sonra ancak pozitifleşebilmekte. Ancak son zamanlarda hem antijen hemde antikor özelliğine de Hiv Combo dediğimiz bir takım yeni tarama testleri de laboratuvar tetkikleri arasına girmiş durumda. Onlarda yapılan testlerde şüpheli temastan sonra ki 15 gün içerisinde bu enfeksiyona tanı koyma imkanı olabilmektedir. Ayrıca yine Psiar denilen yöntemle bu genetik bir araştırma çok düşük düzeydeki kanda mevcut olan virüse ait genetik kodların üretilerek çoğaltılarak yapıldığı bir test. Bu Psiar testleriyle de yani şüpheli temastan 15 gün kadar sonra veya 2-3 hafta sonra bu tanıyı koyma imkanı var.

bulaşıcı hastalıklar

Cinsel Hastalıklardan Herkes Risk Altında

bulaşıcı hastalıklarCinsel Hastalıklardan Herkes Risk Altında

Cinsel yolla bulaşan hastalıklar (CYBH), özellikle nüfusu kalabalık olan şehirlerde daha önemli bir sorun olarak karşımıza çıkmaktadır. Çok çeşitli şehirlerden ve hatta ülkelerden, çeşitli kültürlerden gelen insanların fazlaca yaşadığı yerlerde elbette kaçınılmaz olarak bu tür hastalıklar daha fazla görülür.

Korunma yollarına girmeden önce bu hastalıkların çok kısa bir özetini yapmakta fayda var:

CYBH başlığı altında toplanan hastalıklar hayatı tehdit eden hastalıklar olabileceği gibi (AIDS ve Hepatit B gibi); hayati tehlikesi olmayan ancak kalıcı hasarlar bırakabilen hastalıklar (erkekte ve kadında kısırlığa neden olan enfeksiyonlar, özellikle kadında kalıcı ağrılar ve diğer jinekolojik belirtilere yol açan enfeksiyonlar) şeklinde; ya da enfeksiyon süresince çok çeşitli belirtilere yol açan, kişiyi rahatsız eden ve daha sonra giderek hafifleyen seyir izleyecek şekilde olabilir (kadında vajinit ve bazı sistit türleri gibi).

Cinsel Yolla Bulaşan Hastalıklar

CYBH’ler kadının anatomik özellikleri nedeniyle erkekten kadına daha kolay bulaşırlar. Hayatı tehdit eden enfeksiyonlar hariç, diğerleri genellikle kadınlarda daha kolay kalıcı hasar bırakırlar ve daha şiddetli belirtilere neden olurlar. CYBH’lerin önemli bir kısmı kronik seyirlidir, yani bir kez bulaştıktan sonra hiçbir belirti vermese de vücutta enfeksiyon etmeni yaşamaya devam eder. CYBH’ler arasında virüslere bağlı oluşanlar için henüz kesin etkili bir tedavi şekli geliştirilememiştir.

Tüm bu özellikleri nedeniyle CYBH’ler önemli bir sağlık sorunudur ve bu konuda bilgisi olmayanları daha kolay “vurur”.

Korunma

Cinsel yolla bulaşan hastalıklardan bireysel düzeyde korunmanın en etkili yolu hastalık riski taşıyan şüpheli kişilerle (hayat kadınları, hayat kadınlarıyla birlikte olduğu bilinen kişiler, çok sayıda partneri olan ya da olmuş kişiler) ilişkiye girmekten kaçınmaktır.

Ancak unutulmamalıdır ki bariz olarak şüpheli olmayan biriyle beraber olunduğunda da hastalık bulaşabilir. O yüzden ikinci basamak, hakkında bilgi sahibi olunmayan bir kişiyle, ne kadar “temiz” görünürse görünsün, ilişkide prezervatif kullanmaktır.

Prezervatifler arasında lateks yapılı olan ve spermisit içerenler tercih edilmelidir (spermisitlerin aynı zamanda mikroorganizmaları etkisiz hale getirebilme özellikleri de bulunmaktadır). Prezervatif bir kez kullanılmalı ve ilişki sonrası çıkartıldıktan sonra poşete koyularak atılmalı ve eller sabunlu suyla yıkanmalıdır.

Prezervatif kullanımı yıllar boyu erkeklerin tekelinde ve inisiyatifinde kalmıştır. Son yıllarda ise kadınların kullanımına uygun olarak geliştirilen prezervatifler Amerika’da ve bazı Avrupa ülkelerinde kullanılmaya başlanmıştır. Ülkemize de girmiş olan bu ürünlerin çok yakında yaygın olarak kullanılacağını düşünüyorum.

Ne kadar etkili korunma olursa olsun cinsel yolla bulaşan hastalıklar açısından herkes risk altındadır. Bu hastalıkların çoğunda erken tanı ve tedavi hem kişinin sağlığının tekrar oluşturulması, hem de hastalığın daha çok bulaşmasının engellenmesi açısından önemlidir. Her bireyin CYBH grubunda yer alan hastalıkların genel belirtilerini bilmesi çekinmeden doktora başvurması önemlidir.

cinsel hastalıklar

CUBH-Cinsel Yolla Bulaşan Hastalıklar Nelerdir

cinsel hastalıklarÇeşitli Cinsel Hastalıklar

Bu başlık altında toplanan hastalıklar (CUBH)  iki insan arasında oluşan cinsel nitelikli yakın temasla bulaşan mikrobik (bakteri, virüs, parazitlere bağlı) hastalıklardır. Önceleri zührevi hastalıklar olarak anılan bu hastalıkların bir kısmı yalızca genital bölgede belirtilere neden olurken (kadında vajinal akıntı, erkekte üretradan akıntı, her iki cinste genital bölgede ülser gibi), diğer bir kısmı tüm vücudu etkileyen genel belirtilere neden olurlar (frengi, hepatit B ve AIDS gibi).

Bu hastalıkların bir kısmı için en önemli bulaşma yolu iki insanın cinsel nitelikli yakın teması iken (genital siğil, herpes simpleks, vajinit gibi), diğer bir kısım hastalıklar cinsel yolla bulaşmaya ek olarak kan yoluyla (AIDS ve hepatit B’nin virüsü taşıyan kanın nakledilmesiyle bulaşması gibi, anneden bebeğine henüz doğmadan frengi bulaşması gibi) ve cinsel ilişki dışındaki yakın temasla da bulaşabilmektedir (anneden bebeğine doğum esnasında ya da doğum sonrasında emzirme ve bakım esnasında bulaşan genital siğil, herpes simpleks ve hepatit B gibi, aile içinde günlük yaşam koşullarının paylaşılması sonucu bulaşan hepatit B gibi).

CUBH

Bu gruptaki hastalıkların bulaşması için heteroseksüel ilişki (kadın-erkek cinsel ilişkisi) koşul olmadığı gibi, bulaşma için gerçek cinsel ilişki olmaksızın enfeksiyonu taşıyan birinin genital bölgesiyle yakın temas bile hastalığı almak için yeterli olabilmektedir (genital siğil gibi). Cinsel yolla bulaşan hastalıklar tüm diğer bulaşıcı hastalıklar gibi bildirimi zorunlu hastalıklar grubunda yer alırlar.

Bu hastalıkların çoğu için cinsel ilişki dışında da çeşitli bulaşma yolları mevcuttur. Bu yüzden bu hastalıklardan birine yakalanan kişinin partnerini, ya da partnerin hastalığa yakalanan kişiyi sadakatsizlikle itham etmesi haksızlık olabilir. Dahası CUBH’larda görülen belirtiler başka hastalıklarda da görülebilir ve yalnızca belirtilere dayanarak, tanı konmadan karşı tarafı suçlamak anlamsızdır.

Cinsel yolla bulaşan bir hastalığı olan kişinin hastalığın varolduğu zaman dilimi içinde ilişkide bulunduğu kişilere durumu bildirmesi ve bu kişilerin de kontrolden geçmeleri için uyarıda bulunması; tedavi bitene kadar, doktorun belirlediği süre içerisinde hiçbir cinsel aktivitede bulunmaması ya da doktorun izniyle prezervatif koruyuculuğu altında ilişkide bulunması partner(ler)ine ve topluma karşı en önemli sorumluluğudur.

İlk ilişkimden hiç zevk alamadım

Soru:

Acaba korunmadığım için mi böyle oldu?
21 yaşındayım. İlk deneyimimi genelevde yaşadım. 1.5 saat sürmesine rağmen hiç zevk alamadım. Korunmuyordum. Hastalık kapmış olabilir miyim? Acaba prezervatif kullanmadığım için mi böyle oldu?

Cevap:

Değerli okurum, hastalık riskini bilemem ama yoktur sanırım. Sorduğun sorular tabii ki psikolojik. 10 yıllık hayatın mastürbasyonla geçti, ona alıştın. Heyecan, acemilik, korku bir de kondom geçici bir sıkıntı yaratmış olabilir. Artık bu yolda ilişkilerin şeklini ve adını koyarsan zamanla kendi kendine dolaşır. Düzelmediğ sorunlar bize kalır. Onu da biz düzeltiriz.

sindirim problemleri

Sindirim Problemleri

sindirim problemleriSindirim Problemleri

Sindirim süreci düzgün giderse besinler parçalanıp moleküllere bölünerek kan damarlarınıza geçebilir hale gelir. Zaman zaman bazı nedenlerle bu parçalanma doğru gerçekleşmez ve sindirim ve özümleme işlemleri tamamlanamaz. Bu durumda vücudunuza yarayacak besinlerin çoğu sindirilemez ve büyük abdest çıkar. Bu sindirim bozukluğu sonucu bozuk ve eksik beslenme ortaya çıkar.

Belirtiler

– Kilo kaybı,

– İshal,

– Karın ağrısı, gaz ve şişkinlik,

– Genel halsizlik,

– Kötü kokulu ve gri-siyah büyük abdest.

Sindirim bozukluğunun nedenleri çok farklı olabilir. Pankreasta bir hastalık varsa, sindirim için gereken enzimler eksik olabilir. Buna bozuk sindirim diyoruz. Sindirimin büyük bir kısmı ince bağırsakta olduğu için, buradaki bir hastalık önemli besinlerin sindirilmeden dışarı atılmasına neden olur. Bu durumda büyük abdest yağlı görünümlüdür. Gri veya solgun renkte ve normalden fazladır. Kötü kokuludur ve köpüklüdür. Büyük abdestle yağ ve protein kaybı olur. Besinlerin sindirilememesi A, Bi 2, D, E ve K vitaminleriyle folik asit kaybına neden olur. Kanda B12 ve folik asit düşüklüğü besinlerin sindirilemediğinin başlıca göstergesidir. Sürekli yağ kaybıyla birlikte kalsiyum da vücuttan atılır ve istenmeyen sorunlar doğar:

Böbrek taşları (kalsiyum oksitli) ve kemiklerde osteomalacia adı verilen kemik erimesi denilen hastalık ortaya çıkar.

ÇÖLYAK (TROPİK OLMAYAN) SPRU

Çölyak (tropik olmayan) spru, emilim bozukluğunun yaygın bir nedenidir. Bu hastalığa, buğday, çavdar, yulaf ve arpada bulunan bir protein olan glütene karşı duyarlılık yol açar. Glütene tahammülsüzlük, barsağın içini döşeyen tabakanın besinlerin emilmesini sağlayan ince kıvrımlarını (vilüsler) yitirmesine neden olur. Ayrıca, barsak enzimleri yeterli miktarda üretilmemeye başlar. Sık görülen belirtiler, kötü kokulu ishal, şişkin karın ve anemidir.

Çölyak spru çocuklarda sık sık görülür. Bu çocuklarda, en çarpıcı belirtiler kilo kaybı ve büyüyememedir. Çocuklarda raşitizmin kemik değişiklikleri görülebilir; yetişkinlerde kemik ağrısı ve aşırı hassasiyetiyle birlikte osteomalasi ortaya çıkabilir.

Aşırı miktarlarda yağ ve protein içerip içermedlgini anlamak için dışkınızı incelemenin yanısıra, doktorunuz çölyak spru hastalığından kuşkulanırsa, ince barsağın baryumlu röntgenini (bkz. Yemek Borusu, Mide ve Barsağın Baryumlu Röntgeni) isteyebilir. Ağızdan sokulan bir aletle incebarsağın iç yüzeyinden biyopsi de alınır. Numune tropik olmayan spruya özgü değişiklikler açısından mikroskop altında incelenir.

Çölyak hastalığı, genellikle yemeklerden glüten içeren gıdaların kaldırılmasıyla tedavi edilir. Bazı besin eksikliklerini karşılamak için, başlangıçta vitamin ve mineral ilaveleri verilebilir. Doktorunuz ya da diet uzmanınız, uygun bir glütensiz diyet konusunda size yol gösterecektir.

Glütensiz bir diyet dikkatli bir şekilde uygulanırsa, birkaç aylık bir dönem içinde ince barsağın vilüsleri normal biçimlerine ve emme kabiliyetlerine ulaşırlar. Dışkınız normale döner ve kilo kaybı sona erer. Glütensiz diyet hayat boyu izlenmelidir, yoksa belirtiler tekrar ortaya çıkar.

TROPİK SPRU

Bu, emilim bozukluğuna neden olan başka bir hastalıktır. Dünyanın tropik bölgelerine giden ziyaretçileri etkiler. Belirtiler tropik bölgeden dönüldükten aylar, hatta yıllar sonra ortaya çıkabilir. Bu hastalığın nedeni belirsizdir, ama bulaşıcı bir mikroorganizma olabilir.

Tropik sprusu olan kişiler ishal, kilo kaybı, anemi ve kilo alamama sorunlarıyla karşılaşırlar. Teşhis testleri temel olarak çölyak sprunun testleriyle aynıdır.

Tropik sprunun tedavisi genellikle bir folik asit ve vitamin ilavesi ile tetrasiklin gibi bir antibiyotikten oluşur. Genellikle, özel bir diyet gerekmez. Hastalığın şiddetine bağlı olarak, 6 ay kadar antibiyotik kullanmanız gerekebilir.

AŞIRI BAKTERİ ARTMASI

Normal olarak,bakterilerin ince barsakta aşırı artması bir sorun değildir, çünkü barsağın sürekli hareketi (peristaltizm) bakterileri dışarı atar. Ancak, bazı koşullar altında, barsak bakterileri emilim bozukluğuna yol açacak bir düzeye kadar artabilirler. Bu durum, barsağın da tutulduğu şeker hastalarında ishale katkıda bulunan bir faktör olabilir.

Bakterilerin aşırı artmasının nedeni genellikle peristaltizmin (barsağın kas hareketi) zayıflamasıdır, bu da bakterilerin birikmesine olanak sağlar. Bakterilerin aşırı artması, ince barsağın bazı kısımlarına uygulanan baypas ameliyatlarından sonra da görülür. Teşhis ince barsaktan kültür için alınan örneklerle ya da bazen kan ya da idrar alınmasını içeren dolaylı testlerle yapılır. Tedavi, her ay 1 hafta gibi periyodik biçimde verilen antibiyotiklerle yapılır.

SKLERODERMA

Skleroderma barsağı etkilediğinde, kas duvarlarının incelmesine yol açar, bu da hem besinlerin emilimini hem de barsağın hareketini zayıflatır. Skleroderma yemek borusunun kas tabakasını da da etkileyebilir ve mide yanmasına neden olabilir.

Hastalık ilerlediği ve başka organlara yayılabileceği için, klinik olarak ilerleyici sistemik skleroz (F SS) olarak bilinir. Bu kronik hastalığın nedeni bilinmemektedir. Bakterilerin aşırı büyümesinin yol açtığı şiddetli ishalle ilişkili olabilir. Periyodik olarak (her ay bir hafta gibi) verilen antibiyotikler yararlı olabilir.

AİDS

Emilim bozukluğu sorunları yaratan başka bir hastalık kazanılmış bağışıklık yetmezliği sendromudur (AIDS). Başlıca belirtiler olan ishal ve kilo kaybının AIDS hastalarında ince barsak ve kolondaki enfeksiyonların sonucu olduğu düşünülmektedir.

WHİPPLE HASTALIĞI

Bu emilim bozukluğu hastalığı esas olarak 45 yaşın üzerindeki erkekleri etkilemektedir. Hastalığa henüz kesin olarak tanımlanamamış bir enfeksiyon etkeninin yol açtığı düşünülmektedir. lshal, karın ağrısı, ilerleyen kilo kaybı ve derinin koyulaşması gibi belirtiler ortaya çıkabilir.

Bakteri enfeksiyonu da düşük dereceli ateşe yol açabilir. Teşhis ince barsaktan alınan bir biyopsiyle yapılır.

Uzun dönemli antibiyotik kullanımı, tipik olarak Whipple hastalığına bağlı emilim bozukluğunu düzeltmekte etkilidir.

AMİLOİDOZ

Nişastaya benzer özellikleri olan amiloid denilen bir proteinin varlığı bu hastalığı ortaya çıkarır.

Bu proteinin istenmeyen birikimlerinin vücudun neresinde görüldüğüne bağlı olarak, sonuçlar önemsiz ya da ciddi olabilir. Örneğin, amiloidin ince barsakta birikmesi içini döşeyen tabakayı lastiksi, sert ve yapışkan hale getirir ve sonuç olarak ciddi bir emilim bozukluğu ortaya çıkar. Bu durumun teşhisi ince barsak biyopsisiyle yapılır.

Amiloid birikintilerinin oluşmasını önlemenin bilinen bir yöntemi yoktur. Tedavi, belirtileri azaltmaya ya da amiloidozdan sorumlu olabilecek temeldeki bir hastalığı tedavi etmeye yöneliktir. Bu tür hastalıklar tüberküloz, Hodgkm hastalığı ve romatizmaya bağlı eklem iltihabıdır.

LAKTOZ TAHAMMÜLSÜZLÜĞÜ

İnek sütündeki başlıca şeker olan ve yalnızca sütte ve süt ürünlerinde bulunan laktozun sindirilmesi için laktaz enzimi gereklidir. Laktoz tahammülsüzlüğü, ince barsak duvarlarının iç tabakası bu enzimi normal miktarlarda üretmediği zaman ortaya çıkar.

Laktoz tahammülsüzlüğü, belirli bir miktarın üzerinde süt alındığında, karın kramplarına, şişkinliğe, ishale ve aşırı gaza yol açar. Az miktarda süt genellikle belirtilere yol açmaz. ince barsağın içini döşeyen tabakadaki düşük bir laktaz düzeyi ya da laktaz eksikliği, etkilenen kişilerin yüzde 70 kadarında sorun yaratmayabilir.

Kuzey ve Batı Avrupalı beyazlarda ve onların Amerika Birleşik Devletleri ndeki torunlarında, düşük laktaz düzeyi görece az görülür. Bu nedenle, laktoz tahammülsüzlüğüne bu insanlarda çok sık rastlanmaz. Düşük laktoz düzeyleri , Akdeniz, Afrika ya da Asya kökenli insanlarda daha sık olarak görülmektedir.

Düşük laktoz düzeyleri, tropik olmayan ya da tropik spru, ince barsaktaki virüs ya da bakteri enfeksiyonu ve kistik fibroz gibi başka emilim bozukluğu rahatsızlıklarında ortaya çıkabilir.

Laktoz tahammülsüzlüğü varsa, süt ürünlerini diyetinizden tamamen çıkarmanız gerekmez.

Sadece süt ürünleri tüketiminizi azaltın, sütü yalnızca yemek sırasında için ve kalsiyumu, laktozun süte göre düşük olduğu süt ürünleri olan peynir ve yoğurttan almaya çalışın. Başka bir seçenek, sütünüze karıştırabileceğiniz ticari bir laktaz preparatı almaktır. Bu preparatlar laktozu kolayca sindirilebilen basit şekerlere dönüştürür.

KISA-BARSAK SENDROMU

Barsağın büyükçe bir kısmının ameliyatla alınmasından sonra, bazı insanlarda emilim bozukluğu sorunları ortaya çıkabilir. Bu duruma kısa-barsak sendromu adı verilir. ince barsağın farklı bölgelerinde farklı besinler emildiği için, cerrahi müdahalenin besin emilimi üzerindeki etkisi, barsağın ne kadar büyük bir parçasının ve hangi parçasının alındığına bağlıdır. Barsağın önemli bir kısmı alınmadıkça, kalan kısım genellikle daha fazla emilime uyum sağlamakta ve böylelikle besinlerin emilim yetersizliğini önlemektedir.

aids önlem

AIDS – HIV ve HBV ye Karşı Alınması Gereken Önlemler

aids önlemHIV ve HBV ye Karşı Alınması Gereken Önlemler

I. Açık cilt lezyonları olan sağlık bakım elemanlarının alması gereken önlemler
Bunlar direk hasta bakımı yapmamalı ya da durum ke­sinleşinceye kadar kontamine araçları çıplak elle tutma­malıdırlar.

II. Direk hasta bakımı veren sağlık bakım elemanlarının alması gereken önlemler

A. Tek kullanımlık eldiven giymeyi gerektiren durumlar
1. Cilt bütünlüğü bozulmuş tüm hastalarla temas, giysi­lerin değiştirilmesi, oral, nazal ya da endotrakeal as-pirasyon, nazogastrik tüp uygulaması, oral bakım veya termometreleri tutarken,
2. Arter ya da vene girme, arteryal infüzyondan kan as-pire etme, Swan-Ganz ya da Hickman kateterleri ve­ya diğer vasküler giriş araçlarını elle tutma, laboratu­ar ya da yataktaki analizler için kan veya vücut sıvı örneklerini alma veya bu örneklerin elde tutulması sı­rasında,
3. Vaginal kanama veya inkontinans için kullanılan pe­rine pedlerinin değiştirilmesi sırasında,
4. Kan veya kan ürünlerinin değiştirilmesi, verilmesi ya da asılması sırasında,
5. Sürgü, ördek ve böbrek küvetler boşaltılırken ve sto-ma bakımı verilirken tek kullanımlık eldiven giyilir.

B. Eldiven yırtılır ya da delinirse çıkarılır, eller yıkanır ve yeni eldiven kullanılır

C. Eller kan ya da vücut sıvılarıyla kirlendiğinde, hasta­dan hastaya geçerken, kirlenmiş cansız objelere doku­nulduktan sonra hemen yıkanmalıdır

D. Travmalı hastaların resüsitasyonu ya da acil doğumlardaki gibi kan veya diğer vücut sıvılarına aşırı derecede maruz kalma olasılığnda eldivenle birlikte maske, göm­lek ve gözlük gibi uygun engel oluşturacak giysiler giyilir

D. Kan veya vücut sıvılarıyla kirlenmiş giysiler veya örtü­ler düzenli olarak çamaşırhaneye gönderilip yıkanır.

1. Ağızdan ağıza suni solunumun yerine suni hava yo­lu ve resüsitasyon araçları kullanılır.

2. Batma yaralanmaları riskini arttırdığından dolayı iğ­neler kullanıldıktan sonra uçlarına takılmaz, bükül­mez ya da kırılmaz. Acil işlemler sırasında iğneler de-linmez kutulara direk olarak atılır. İğnelerin yatak üs­tüne, yatak kenarlarına, yerlere düşmemesi için bü­yük çaba gösterilir.

III. İndirek hasta bakımı veren sağlık bakım elemanlarının alması gereken önlemler

A. Tekrar kullanılacak kesici aletler temizlendikten sonra özel koruyucu kaplarında taşınır, elde taşınmaz.

B. Araçlar üzerindeki kan ve dokuların tümüfırçalandık-tan sonra dezenfekte edilir. Temizliği yapan kişiler el­diven giyer. Personel, hasta banyolarındaki kirli mad­delere dokunma sırasında eldiven ve torba kullanmaya cesaretlendirilir.

C. Kan ve vücut sıvılarıyla kirlenmiş özel analiz materyalle­ri ve izleme araçları, acil sedyeler, çalışma alanları, ban­kolar emici havlularla temizlenir ve daha sonra uygun dezenfektanlarla yıkanır. Ancak kullanılacak dezenfek­tan ajanların aletleri bozucu etkisi bilinmeli, özellikle alü­minyum gibi metallerde aşındırıcı olduğundan dolayı sodyum hipoklorid kullanımında dikkatli olunmalıdır.

D. Atıklar uygun şekilde yok edilirler

1. Kan, vücut sıvı atıkları ya da diğer kirli sıvılar uygun şekilde bir atık yerine boşaltılır, kanalizasyon sistemi içinde yıkanır.
2. Katı kirlenmiş maddeler dayanıklı plastik torbalara konulur, etiketlenir ve hastanenin kirli maddeler için belirlenen yöntemine göre imha edilir.

IV. ABD Hastalık Kontrol Komitesi’nin Enfeksiyon Kontrolü İçin Önerdiği Protokol
A. Eğer birey enfekte kan veya vücut sıvıları ile temas ederse, gözlere, yüze, ya da açık cilt lezyonlan üzerine kan veya vücut sıvıları sıçrarsa bu önemli bir risktir.

B. HIVli olduğu düşünülen bireyin olası bulaştırıcılığını belirleyebilmek için birey klinik ve epidemiyolojik ola­rak değerlendirilir. Enfekte hasta, insidans ve serolojik testler hakkında bilgilendirilir.

C. HIV enfeksiyonu bulaşmış bireye olabildiği kadar ça­buk serolojik testler yapılır. Eğer kaynak kişi HIV bul­gularına sahip bir AİDS’ti ise, test tekrarlanır-

1. HIV enfeksiyonuna yeni maruz kalmış birinin testle­ri negatif sonuçlanırsa, test 6 hafta içinde tekrarlanır ve geçiş olup olmadığını belirlemek için periyodik olarak 3. 6. ve 12. aylarda tekrar test yapılır.

2. Yeni olarak maruz kalan birey özellikle ilk 6-12. haf­talarda gözlenir.
HIV, HBV ve diğer kanla geçen hastalıklar için kan en önemli kaynaktır. Semen ve vajinal sıvılar yoluyla enfeksiyon geçişi genel­likle seksüel yolla olmasına rağmen bu sıvılarla temasta da önlem­ler uygulanır. Aynı zamanda dokular, serebrospinal sıvı, sinovial, peritoneal, perikardial, amniyotik sıvı ve diğer bilinmeyen sıvılarla bulaşma riskine karşı da önlemler uygulanır. Feçes, nazal sekres-yon, ter, gözyaşı, idrar ya da kusmuk kanla bulaşmadıkça önlem almaya gerek yoktur. Bu sıvılar ve materyallerden HBV ve HIV ge­çiş riski çok düşük veya yoktur.

Çoğu hastanede enfeksiyon kontrolünü sağlayan komite genel­likle acildeki enfeksiyon kontrolünden de sorumludur. Sorumluluk-lan; enfeksiyon riskini azaltma konusunda eğitim, izolasyon ön­lemleri, mesleki risklerin yönetimi ve yeni çalışmaya başlayanlar için oryantasyon programlarıdır. Enfeksiyon kontrol komitesi üye­leri, acil ünitesinde politika ve yöntemlerin geliştirilmesinde konsül-tan olarak da görev alırlar.

Bazı enfeksiyon hastalıktan il ve bölgesel düzenlenmelere göre kaydedilir. Kaydetme genellikle kontrol komitesi üyelerinin sorum­luluğundadır. Acil ünitesinde kayıtların hangi hastalıkla ilişkili ol­duğu önemlidir. Uygun kişi veya ajanın kaydedilmesinde hastane­nin politikası izlenir.