Kategori arşivi: Kulak Burun Boğaz

kulak iltihapları

Kulak İltihapları

kulak iltihaplarıKulak İltihapları

Kulaklarda meydana gelen iltihaplar genellikle orta kulakta veya kulak arkası kemikte görülür. Tedavisi için vakit kaybetmeden doktora başvurmak gerekir.

Orta kulak iltihabı

Bademcik veya gırtlakta meydana gelen iltihaplar, grip, kızamık, kuşpalazı, kızıl gibi hastalıklar, orta kulağın iltihaplanmasına neden olabilir.

Orta kulak iltihabı bulunan hastada, yüksek ateş ve kulak ağrısı görülür. Kulağa sıcak pansumanlar yapmak, ağrıları dindirir.

Kulak arkası kemiği iltihabı

Nedeni, genellikle orta kulaktaki iltihabın, kulak arkasındaki kemiğe doğru yayılmış olmasıdır.

Kulak arkası kemiği iltihabı bulunan hastada ateş, kulak ağrısı, koyu kulak akıntısı, halsizlik görülür. İşitme azalır. Çaresi ameliyattır.

tükürük bezi enfeksiyonu

Tükrük Bezi Enfeksiyonları

tükürük bezi enfeksiyonuTükrük Bezi Enfeksiyonları

Tükrük bezi iltihapları, Abseleşen ve abseleşmeyen ve özel tükürük bezi iltihabı şeklinde 3 tipde görülür. En sık görülen enfeksiyon Kabakulak (epidemik Parotit) tır.

Kabakulak (Epidemik Parotit): Çoçukluk çağının en sık göerülen tükrük bezi hastalığıdır. Kuluçka süresi 14-21 gündür. Parotis isimli ve çenenin üstünde kulağın önünde yer alan tükrük bezinde şişlik, kızarıklık, kanal ağzında hafif bir şişme ve kızarıklık, kulak kepçesinin yer değiştirmesi gibi bulgulara sahiptir. Akıntı iltihap karakterde değildir. Ekşi gıdaların alınması ağrıyı arttırır. Olguların %30’unda ateş yoktur, %75’inde iki taraflı etkilenme vardır. Bir tarafın şişmesini takip eden 5 gün içinde diğer tarafta şişer. Bazen çenealtı tükrük bezleride hastalığa eşlik eder. Kabakulak virüslerle oluşan bir enfeksiyondur. Etken paramikzoma grubuna ait nörotropik bir virus olup, 8. kafa sinirinde geri dönüşümsüz bir lezyon oluşturarak tek taraflı tama yakın bir sağırlığa yol açabilir. Pankreası tutarak şeker hastalığı , testisler veya yumurtalıkları tutarak kısırlık ve santral sinir sistemini tutarak menenjit yapabilir. Hastalığın 3-4. günlerinde kan ve idrarda amilaz miktarı maksimum düzeye ulaşır. Tedavi semptomatiktir ağrı kesici ateş düşürücü ilaçlar verilir. Ağrı azaltılır, ateş düşürülür.

Diğer Viral Enfeksiyonlar: Sitomegalovirus, Coxackie A, Echovirus, İnfluenza virusu
tükrük bezlerinde enfeksiyona neden olabilirler. Tedavi kabakulaktaki gibi semptomatiktir. HIV
enfeksiyonu sıklıkla büyük tükrük bezlerinin tutulumu ile birliktedir. HIV için klinik şüphe
olduğunda serolojik testler yapılır.

Ani gelişen iltihaplı dişeti ve tükrük bezi infeksiyonu: Ağız içi boşluktan gelen bakterilerin
oluşturduğu tükrük bezinin abseleşmeye meyilli enfeksiyonudur. Sıklıkla parotis bezinde gözlenir.
En sık rastlanan etken Stafilokokkus aureusdur isimli bakteridir daha nadiren Streptokok, E.Coli, Hemofilus influenza görülebilir. Tükrük bezi aniden şişer ve ağrılıdır. Ateş ve beyaz kan hücrelerinde artma vardır. Parotis bezi tutlunca kulak kepçesi belirginleşir ve hastanın arkasından bakıldığında şişlik rahatlıkla farkedilir. Tükrük bezi elle muayenede hassasdır ve hamur kıvamındadır. Deride kızarıklık olabilir ve abseleşme varsa deri altında yumuşama hissedilir. Tükrük bezinin ağız içindeki kanal ağzına bakarken beze yapılan masaj ile pürülan akıntı geldiği izlenir. Enfeksiyon dış kulak yoluna atlayabilir.
Hastada yüz felci olabilir. Derin boyun absesi ve göğüs boşluğu iltihabı gibi komplikasyonlar olabilir.
Hastaların 1/3’ü ameliyat sonrası dönemde ağızdan gıda alımı kısıtlanmış ve elektrolit-sıvı dengesi bozulmuş hastalardır. Parotise yapılan masaj ile stenon kanalından ağız içine abse boşalımı izlenebilir. Tedavide bakterilere etkili yüksek dozda antibiyotikler verilir. Sıvı-elektrolit dengesi düzeltilir. Tükürük bezi üzerine sıcak kompresler uygulanır. Siyalogoglar (%2’lik pilokarpin damlası verilir, çiklet çiğnetilir,C vitamini tabletleri veya limon emdirilir) ve ağız hijyenine dikkat edilir. Abse varsa, yüz siniri korunarak, yelpaze şeklinde kesi yapılarak abse boşaltılır. Diğer yönlerden sağlıklı çocuklarda görülen parotisin süpüratif enfeksiyonu ayrı bir
antitedir. Uygun antibiyotik tedavisi ve takip gerekir. Genelde adolesan dönemde semptomlar
sonlanır ve nadiren cerrahi gerekir.

Müzmin ve tekrarlayan dişeti-tükrük bezi iltihabı: En sık parotisde görülür. Altta yatan sebep olarak tükrük sekresyonunun azalması yada durması sorumlu tutulmaktadır. Klinik olarak hastada tekrarlayan, hafif ağrılı tükrük bezi şişmeleri söz konusudur. Şişliklerin arası birkaç hafta veya birkaç ay olabilir. Taş veya kolaylaştırıcı faktörler varsa bunlar tedavi edilmelidir. Yeterli sıvı alımı , bez masajları yanında akut ataklar sırasında antibiyotik kullanılır. Konservatif tedavinin yetersizliği halinde bezin cerrahi olarak çıkarılması gerekebilir.

Çenealtı tükrük bezin müzmin ve daraltıcı iltihabı (Kuettner tümörü): Gerçek bir tümörden
ayırtedilmesini zorlaştıracak şekilde Çenealtı bezde sertleşme ve büyüme görülür.
Ayırıcı tanı ve histolojik inceleme için tükrük bezi çıkarılır ve böylece tedavi edilmiş olur.


ÖZEL TÜKRÜK BEZİ İLTİHAPLARI

Tüberküloz (tbc): Parotis veya Çenealtı tükrük bezinde ağrısız bir şişlik olur.Enfeksiyonun primer yerleşim bölgesi akciğerlerdiröntgende kireçlenme gürülebilir. Akciğerlerde ve diğer organlarda Tbc aranmalıdır. Tedavi, anti-tbc ilaçlar ile yapılır. Enfekte lenf nodlarının ve tükrük bezlerinin fasiyal sinir korunarak çıkarılması gerekebilir.

genizeti

Geniz Eti (Adenoid Vejetasyon)

genizetiGeniz Eti  Nedir (Adenoid Vejetasyon)

Burunun gerisinde geniz adı verilen bölgede yerleşmiş bağışıklık dokusudur. Bu dokular, normal koşullarda vücudun enfeksiyonlara karşı savaşımında rol oynarlar.

Geniz eti görülür mü ?

Hayır, normalde görülmezler. Ancak özel muayene yöntemleri ve tetkiklerle görülebilir ya da görüntülenebilirler. Geniz eti her çocukta mevcuttur ancak büyüdüğü veya iltihaplandığı zaman belirti verir.

Geniz etinde büyüme veya iltihaplanma ne gibi belirti verir ?

Burundan soluk alma zorluğu, ağız açık uyuma, ağızdan soluma, genizden konuşma, horlama, hırıltılı soluma, ağız kuruluğu, burun tıkanıklığı ve akıntısı, uyku bozuklukları, uykuda kısa süreli solunum durması, uykudan sıçrayarak uyanma, sık yineleyen orta kulak iltihabı gibi belirtiler geniz etinin büyüdüğünü veya iltihaplandığını düşündürür.

Her geniz eti ameliyat edilir mi ?

Hayır. Ancak yukarıdaki belirtilerden bir veya birkaçı varsa gecikmeden bir Kulak Burun Boğaz Uzmanına başvurulmalıdır. Doktorunuzun iltihap düşünmesi durumunda ilaç önermesi mümkündür. İlaçla tedavi yakınmaları ortadan kaldırabilir ancak büyüme ortadan kalkmaz ve belirtiler yineleyebilir. Bu durumda ameliyat bir süre sonra yine söz konusu olabilir.

Ameliyat edilmeden küçülmez mi ?

Tedavi ile belli oranda küçülebilir. Ayrıca, bluğ çağından sonra da boyutları küçülebilir.

Ameliyat için uyutmak gerekli mi ?

Evet. Geniz eti alınması (Adenoidektomi) ameliyatı günümüzde yalnızca genel anestezi altında uygulanır. Cerrahınız bu konuda sizi aydınlatacak ve bu işlem için bir Anesteziyoloji uzmanı tarafından konsülte edilmenizi önerecektir.

Geniz eti ameliyatı riskli bir ameliyat mıdır ?

En küçük operasyonun bile riski vardır. Bu risk anestezi riski olabildiği gibi ameliyata ait riskler de olabilir. Ancak günümüzde anestezi ve cerrahide ki teknik gelişmeler bu konudaki riskleri yok denecek boyutlara indirgemiştir.

Çocuğumda ameliyat izi kalacak mı ?

Bu ameliyat ağız içinden yapılacağı için hiçbir kesi izi olmayacaktır. Kısa bir süre sonra evinize gidebilecek ve çocuğunuz için bir kısıtlama olmayacaktır.

Geniz eti yeniden oluşur mu ?

Evet seyrekte olsa geniz eti bluğ çağına kadar yeniden büyüme yapabilir.

burun ameliyatı

Burun Ameliyatları

burun ameliyatıBurun Ameliyatları

Estetik burun cerrahisi burunun şeklinin düzeltilmesi ve yüz ile uyumlu hale getirilmesidir. Eğer hastada burun tıkanıklığı da varsa estetikle birlikte tıkanıklığında düzeltilmesi gerekir. Rekonstrüktif, Rhinoplasty doğumsal bozukluk veya yaralanma sonucu oluşmuş şekil bozukluğunu düzeltmek için yapılır.

Ameliyat Öncesi Değerlendirme Rhinoplasty düşünen kişinin ilk ve en önemli adımı tecrübeli bir plastik cerrah seçmektir. Eğer doktorunu iyi seçerse bundan sonraki adımlarda düzgün gider. Burun yüzün en önde ve en çok dikkat çeken organı olduğu için buradaki en küçük bir hata dikkat çeker. Yapılan ilk ameliyatta bozuklukları düzeltmek kolaydır. Fakat ameliyattan sonra oluşan hataları düzeltmek zorlaşır. Bu nedenle ilk ameliyatta tecrübeli bir cerraha gitmek son derece önemlidir. Kişi cerrahi sonrası görüntü ve beklentilerini açık yüreklilikle tartışmalıdır. Burun ameliyatı için en erken yaş 16-17 yaşlarıdır,üst yaş sınırı yoktur. Önemli olan hastanın sağlık durumudur. İlk görüşme esnasında cerrah kullanılacak teknik,anestezi,ameliyatın nerede yapılacağı ve sonuçlar nasıl olacak gibi özel detayları açıklayacaktır.

Riskler Cerrahinin muhtemel tehlikeleri ve Rhinoplasty ile ilgili özel riskler hakkında bilgilendirilmiş olmanız gerekir. Görünümü düzeltmek amacıyla ilk uygulandığında ameliyat sonrası komplikasyonlar ( enfeksiyon. gibi) nadirdir. Kötü iyileşme ikinci ameliyatı gerektirebilir. Komplikasyon riski iyileşme döneminde cerrahın önerilerini dikkatle takip ederek azaltılır.

Burun Estetiği

Operasyon Burun estetiği, burnun boyutlarını küçültmek,büyültmek ucunu yeniden şekillendirmek(inceltmek), burnun tümsekliğini azaltmak,üst dudak ile burun arasındaki kötü açıyı düzeltmek (burnu kaldırmak),geniş burun kanatlarının daraltılması, burun deliklerinin küçültülmesi ve burun yaygınlığının giderilmesi amacıyla uygulanır. Operasyon lokal anestezi ile yapılabilirse de ben bir özel hastanede genel anestezi ile yapmayı tercih ediyorum. Çünkü mükemmel sonuç alabilmek için hastanın ve operatörünün sakin ve ideal şartlarda olması gerekir. Operasyon 1 saat kadar sürer. Burun deliklerindeki kesilerden girilip burun ucundaki kıkırdaklar traşlanarak burun ucu inceltilir ve yeni şekli verilir. Eğer burunda tıkanıklık varsa(deviasyon- konka hipertrofisi) önce bu düzeltilir. Daha sonra burun sırtındaki kemik çıkıntısı törpülenir. Kıkırdaklar da törpülenen kemik seviyesinde traşlandıktan sonra yandaki kemikler de keski ile kesilerek burun inceltilir. Eğer gerekirse burun delikleri de küçültüldükten sonra burun içi mukozası katgüt ile dikilir ,tampon konduktan sonra burnun yeni şeklini korumak için alçı kalıp yapılır ve hasta uyandırılarak odasına çıkarılır.

Ameliyat Sonrası

Ameliyat Sonrası Devre Ameliyattan sonra hasta yarı oturur durumda gözlerinin üstüne buz koyularak yatırılır. Bu arada ağrı ve bulantı için gerekli ilaçlar serum içinden verilir. 4 saat sonra hastaya ağızdan sulu diyet başlanır.4,5 saat sonra ayağa kaldırılır.5-6 saatte taburcu edilerek evine yollanır. Eğer hasta arzu ederse o geceyi hastanede geçirebilir. Evde oturur pozisyonda istirahat etmesi ve buz tedavisi yapması fazla şişlik ve morluk oluşmaması için yararlıdır. Dr. Erol Kışlaoğlu tarafından yapılan ameliyatlarda tekniği nedeniyle fazla şişlik ve morluk görülmez. Ameliyat sonrası ilaçlarla kolayca geçen hafif bir ağrı olabilir. Burun tamponları 2 veya 3.günde çekilir. Burun alçısı ameliyattan 1 hafta sonra çıkarılır. Birkaç gün kağıt bant konur. Göz çevresindeki morarmalar ameliyatı takiben birkaç gün içinde solmaya başlar ve genellikle ikinci haftada kaybolur. Burundaki hafif şişlik yavaşça geriler. Estetik rhinoplastylerin çoğu burun içinden yapıldığından görülebilir yara izi yoktur. Sadece yöntem geniş burun kanatlarını daraltmayı gerektiriyorsa her iki burun kanadı kıvrımında zor fark edilir bir iz bırakacak kesi yapılır. Normal iyileşme,kesin sonucun fark edilmesi için zaman gerektiren yavaş bir süreçtir. Burnun son görünümünü haftalar,hatta aylar sürebilir. Düzelmenin derecesi, uygulanan düzeltici uğraşın kapsamına ve burnunuzun, kıkırdaklarınızın ve derinizin yapısına bağlıdır. Ameliyattan önce şekil bozukluğu ne kadar çoksa sonuç o kadar dramatiktir. Az bozukluk olan burunlarda fark da azdır. Uygun iyileşme için koşma, yüzme ve hatta öne eğilme gibi kan basıncını arttıran aktiviteler ilk 1 ay kısıtlanmalıdır. İşe geri dönme kararı kişinin şişlik ve rahatsızlık derecesine bağlıdır. Genellikle hasta 1 hafta sonra işine dönebilir. Burun alçısı çıkarıldıktan sonra morlukları örtmek için kozmetik malzemelerin kullanımına müsaade edilir. Morluklar geçinceye kadar güneşten koruyucu kremler önerilir. 1,5 ay gözlük kullanılmaz, bunun yerine kontakt lens takılabilir.

Rhinoplasty Sonrası Hasta Bilgi Formu SAYIN HASTAMIZ, Estetik burun ameliyatı geçirmiş bulunuyorsunuz. Bu ameliyatta izler tamamen burun delikleri içindedir. Burun kanadı küçültmesi yapılan bazı hastalarda kenarda çok ince dikiş hattı olabilir. Her ne kadar hiç yara görülmüyorsa da burun içinde önemli bir operasyon geçirmiş bulunmaktasınız. Burun içinde ve dışında şişlik,deride yer yer morluklar ve ender olarak gözde kanlanma olabilir. Bu morluklar 3 ile 7 günde yok olur. Morlukları önlemenin ve azaltmanın en iyi çaresi 48 saat devamlı buz uygulaması ve dinlenmedir.

Ameliyat Sonrası Bakım ve Gelişmeler Hakkında Bilgi 1.Ameliyat sonrası ilk 48 saatteki bakım

Gözler üzerine sürekli buz uygulanmalıdır

Baş yatağa 45 derece açı yapacak şekilde tutulmalıdır

Burun ucunda kan ve serum sızıntısı oldukça kirlenen burun ucu tamponu değiştirilmelidir.

Ameliyattan 6 saat sonra sıvı gıdalar alınabilir,bulantı olmazsa daha sonra yumuşak ve normal beslenmeye geçilebilir

2.Ameliyattan sonra kullanılacak ilaçların cinsi,miktarı ve süresi aşağıda belirtilmiştir. Cipro 500mg tablet……günde……2……kez…….1 adet (5 gün süre ile)
Aprol tablet……günde……3……kez…….1 adet (ağrı olduğu müddetçe)

Becozyme fort tablet……günde……3……kez…….1 adet (5 gün süre ile)

3.48 saat dolunca burun içindeki tamponlar alınacaktır. Ağrısız bir işlemdir. Tamponların çıkarılmasından sonra mukozada meydana gelen şişlik solunum yolunu kısmen kapatacağından burnunuzdan rahat nefes almanız hemen mümkün olmayabilir. Şişler indikçe nefes almanız rahatlayacaktır

4.Buz uygulaması kesildikten sonra gözlerin çevresinde oluşabilecek morluklar güneş ışınından korunmalıdır. Göz çevresindeki morluklar kızarık bölgeler üzerine önce en az 25 faktörlü güneş koruyucu sürülüp bunun üzerine morlukları kapatacak şekilde continuous Coverage CLINIQUE SPF II SÜRÜLMELİDİR. Morluklar iyice kaybolana kadar uygulama devam etmelidir. Aksi halde morluklar leke bırakabilir.

5.Tamponlarınız çıkarıldıktan sonra burnunuzun içini günde 5 kez sprey ile 2 kez pomat ile temizleyeceksiniz.

6.7 gün dolunca burun sırtındaki alçı kalıp,tarafımızdan çıkarılacak,derinin gerekli temizliği yapıldıktan sonra alçı yerine özel bir bant uygulanacaktır.Bu andan itibaren 5 hafta süre ile burun kemiklerini yakınlaştırıcı masaj yapmanız gerekecektir.7 ile 30.günler arasında burnunuzun içini günde 2 kez terramicine göz pomadı ile yağlayın ve q tips (pamuklu çubuklar) ile temizlik yapın.1 ay içinde sümkürmek sakıncalıdır.

7.Ameliyat olduğunuz günden itibaren 10 ila 12 günde bant çıkarılacak ve burnunuz tümüyle açık bırakılacaktır. Burun derisi tamamen açık bırakıldıktan sonra günde 2 kez alkolle veya alkollü tonik ile temizlenmelidir(yaklaşık 3 hafta).

8.Burnunuz tamamen açık bırakılmadan boy banyosu yapmanız alçı ve bant kalıplarını gevşeteceği için sakıncalıdır. Bu dönemde saçlarınızı yüzünüzü ıslatmadan (kuaför tipi),gövdenizi ise her zamanki gibi yıkayabilirsiniz.

9.Ameliyat sonrası ilk 3 ay içinde sırtüstü yatmalı,grip,nezle,soğuk algınlığını geçiren ziyaretçilerden sakınmalıdır.

10.İlk 45 gün gözlük takmanız sakıncalıdır.İkinci 45 günde hekiminizin bu lensleri yine hekiminize sorarak takmanızda mahsur yoktur.

11.Burun ve çevresindeki şişlikler 15 günde büyük oranda,45 günde gözle görülebilir bir şekilde ve 3 ayda %90 oranında inecektir.Bundan sonra gözle takip edemiyeceğiniz iyileşme 6 ay kadar sürecektir.Bu devrede burnun değişik taraflarında şişlikler olup geçecektir.Şişlerinizin bir an önce geçebilmesi için ilk 3 hafta içinde evde istirahat etmeniz,dolaşmalar sonrasında muhakkak sırtüstü yatarak şişliklerin geçmesine yardımcı olmanız,sürekli başınız önde çalışmalardan kaçınmanız gerekmektedir.

12.Morluklar genelde göz çevresinde oluşmakta ve bu dönemde direkt güneş ışığına çıkılmamalıdır. Aksi halde bu alanlarda kalıcı renk değişiklikleri olabilir. Bunun dışında güneşin burun ameliyatına hiçbir etkisi yoktur.

13.Gelişmelerin en iyi şekilde takip edilebilmesi için normal olarak 3 hafta,6 hafta,3 ay,6 ay ve 1 yıllık kontrollerinizi yaptırmalısınız.

ses hastalıkları

Ses Hastalıkları

ses hastalıklarıAkut Viral Larenjit

Genelikle burun, paranazal sinüsler ve farenksteki akut bir infeksiyona sekonder olarak ortaya çıkar. Damlacık yolu ile bulaşır ve en sık adeno virüs ile influenza virüs sebeptir. İklim değişiklikleri, vücut direncinin düşmesi, fiziksel veya psikolojik stres olayı başlatabilir. Temel şikayetler ses kısıklığı ve gırtlakta ağrı ve rahatsızlıktır. Bu şikayetlere çoğu zaman öksürük de eşlik etmektedir. Ses tamamen kaybolmaz, ancak kaba bir ses vardır. Muayenede ses tellerinin beyaz görünümünü kaybettiği ve şiştiği gözlenir. Tedavide ses istirahati, buhar inhalasyonu, soğuk, sigara ve alkolün yasaklanması gibi destekleyici bir tedavi uygulanır. Koyu ya da pürülan bir mukusun bulunuşu daha agresif bir tedaviyi gerektiren bakteriyel bir infeksiyonu gösterir. Bu durumda tedaviye antbiyotikle birlikte mukolitik ajanlar ilave edilmelidir. Bu tedavi ile akut larenjitler birkaç gün içerisinde düzelir.

Kronik Larenjit

Asıl sebebi bulmak genellikle zordur. Sigara, pürülan sinüzit ve diğer solunum yolu infeksiyonları, endüstriyel gaz ve dumanlar, larengofarengeal reflü, sesin kötü kullanımı ve ağız solunumu irritasyon nedeni olabilir. Alkol de ses tellerinde ödem ve kanamanın daha kolay oluşmasına yol açar. Hastalar ses kısıklığı ve hafif öksürükten şikayetçidir. Bu şikayetler sinsi başlayabileceği gibi bazen de bir üst solunum yolu infeksiyonu sonucu sürekli hale gelebilir. Muayenede ses telleri beyaz renklerini kaybetmiş, pembe ve kırmızı bir renk aldığı görülür. Gırtlak mukozası pürüzsüz ve düzenli ise biyopsi yapılmamalı, hasta yakın takip edilmelidir. Bu durumda ses istirahati, sigara ve alkol yasağı ve uygun medikal tedavi ile tamamen iyileşme sağlanabilir. Ancak ses telleri üzerinde lökoplaki veya keratoza ait beyaz lekeler bulunuyorsa mutlaka biyopsi uygulanmalıdır. Biyopsi sonucuna göre de tedavi protokolü düzenlenmelidir.

Vokal Nodül

Vokal nodüller, ses telinin mukozal lezyonlar içerisinde erişkin ve çocuklarda görülen en sık ses kısıklığı nedenidir. Genç kadınlarda ve erkek çocuklarda daha sık rastlanır. Sesini profesyönel olarak kullanan kişilerde (sanatçı, öğretmen, santral operatörü) diğer meslek gruplarına oranla daha sık görülür. Fonasyon (ses çıkarma işlemi) sırasında vokal kıvrımların 2/3 ön kısmını içeren membranöz kıvrım titreşime katılırken, aritenoidin vokal proçesinin oluşturduğu ve rijit oaln vokal kıvrımın 1/3 arka kısmı glottik açıklığın kapanmasını sağlar. Titreşim sırasında videostroboskopi ile vokal kıvrımın mukozal diinamiği incelendiğinde, her bir siklustakıvrımın mukozal yüzeylerini karşılıklı olarak birbirleriyle çarpıştığı gözlenir. Tireşim çok güçlü veya çok uzun sürdüğü zaman, vokal kıvrımın membranöz veya titreşen kısmının orta bölümünde ödem ile birlikte lokalize vasküler konjesyon gelişir. Vokal kıvrımı etileyen bu faktörlerin tipine ve şiddetine bağlı olarak subepitelyal alanda gelişen bu ödem, zamanında alınan önlem ve tedavilerle gerileyebilir. Ödemi olşuturan sebeplerin devamlılığı halinde ise mevcut ödem bölgesinde hiyalinizasyonve organizasyon meydana gelir. Bu kronik ödem bazen nodüle dönüşmeksizin vokal kıvrımın yaygın ödemi olarak devam edebilir veya vokal polip haline dönüşebilir. Erken veya yumuşak nodül deyimi esas olarak sıvı birikim safhasıdır ve tıbbi tedavi ve ses terapisinin çok etkili olduğu safhadır. Tedaviye düzenli bir şekilde devam etmeyen kişilerde ödemin organizasyonu sürecinde depozitler birikir ve genellikle aşırı fonasyonun kesilmesiyle bile düzelmeyecek matür veya fibrotik nodül meydana gelir. Fibrotik nodülün sınırları daha belirgindir ve şekli de yuvarlaktır. Renk olarak hemorajik görünüm kaybolmuş ve soluk renktedir.

Vokal nodülü olan çocuklar genellikle aktif ve yüksek sesle konuşurlar. Profesyönel olarak sesini kullananlarda fibrotik nodül veya akut ödem geliştiğinde, bu kişiler özellikle yüksek notalarda genişliğin azalması, nefes almada artış, sesteki esnekliğin kaybolması ve kabalaşmadan şikayet ederler. Uzun süreli ses kullanımda ise boynun ön kısmında yorgunluk ve ağrı hissi de yakınmalarına eklenir. Vokal nodül varlığında ses genellikle kısık, kaba, çatallı veya hafifçe eforlu bir tarzdadır. Yapılan endoskopik muayenede vokal kıvrımların 1/3 ön kısmında her iki tarafta görülen kabarıklıkla teşhis edilirler. Ses kullanımındaki bozukluğun şiddetine ve süresine bağlı olarak nodüllerin boyu, şekli, rengi veya simetrik olup olmaması değişkenlik gösterir.

Medikal tedavi tüm vücudun hidrasyonunu sağlayarak larengela mukozal yüzeylerde kayganlığın oluşturulması esasına dayanır. Özellikle sesin zorlanması ile oluşan nodüllerde ses terapisi tedavinin can alıcı seçeneğidir. Nodül başlangıcında çoğu zaman ses terapisi tek başına nodülün tamamen gerilemesi veya nodülün varlığına rağmen şikayetlerin azalması ile sonuçlanabilir. Cerrahi endikasyon konulması ile belli bir zaman süresince uygulanan medikal ve ses terapisine rağmen iyileşmeyen hastalarda düşünülür. Cerrahi planlanan hastalarda mümkünse ses terapisine cerrahi öncesinde başlanmalı ve sonrasında da devam ettirilmelidir. Cerrahi mikrolarengoskopik yöntemle ve soğuk cerrahi ile yapılmalıdır. Mümkün olduğunca nodül cerrahisinde lazerden termal etkisi nedeni ile kaçınılmalıdır.

Vokal Polip

Bu tip lezyonlar özellikle sesini zaman zaman ani bir şekilde yükselterek veya bağırarak konuşan ve gürültülü ortamlarda çalışanlarda gözlenir. Patolojinin vokal kıvrımın içerisindeki kapiller damarların yırtılması ile başladığı düşünülmektedir. Kanındamar dışına çıkmasını takiben ödem gelişir. Eğer vokal kıvrım bu esnada yeterli derecede korunarak istirahat ettirilmez ise bu oluşan hemorajik polip organize olmaya başlar. Vokal polipler fuziform, pediküllü ve yaygın olmak üzere 3 klinik tipe ayrılır. Anamnezde (hikayede) aşırı bir vokal eforu takiben hemen gelişen ve devam eden ses kısıklığı, polipli hastalar için klasiktir. Larengoskopide vokal kıvrımın tıpkı nodüllerde olduğu gibi 1/3 ön kısmında saptanır. Nodüllere nazaran daha büyüktürler, ancak simetrik değillerdir. Erken safhalarda siyahımsı ve hemorajik bir görünüm mevcuttur. Fonasyon sırasında vokal kıvrımların birbirine yaklaşması ile polip yukarı doğru vokal kıvrımın üst yüzeyine hareket eder. Özellikle saplı uzun polipler solunum sırasında vokal kıvrımların altına ve üstüne hareket ederler.

Tedavide mikrolarengoskopik yöntemle soğuk cerrahi veya bazen damarsal yapıdan dolayı) lazer kullanılır.

Reinke Ödemi (Polipoid Dejenerasyon):

Reinke ödemi, vokal kıvrımın lamina propriasında (epitelin hemen altındaki yüzeyel tabakada) yaygın bir şeklide sıvı toplanmasıdır. Genellikle vokal kıvrımlar iki taraflı olarak tutulur. Sesini kötü kullananlarda ve kronik sigara alışkanlığı olanlarda sık gözlenir. Vokal kıvrımların sürekli irrite olduğu öksürük ve kronik boğaz temizleme alışkanlığı olan reflü hastalarında da sık görülür. Potansiyel boşlukta gelişen bu ödemin hipotiroidiye bağlı bir miksödem olabileceği de düşünülerek gerekli hormonal testler yapılmalıdır.

Sesin kronik zorlanması sonucunda ödem gelişir. Bu patolojik değişikliklere bağlı olarak vokal kıvrımda kalıcı yaygın polipoid dejenerasyon oluşur ve subepitelyal ödem sesin kullanımına bağlı olarak artıp azalabilir. Larengoskopide vokal kıvrımlar simetrik, donuk renkli, vokal kıvrımların kenarına tutunmuş su torbası gibi bir görünüm mevcuttur. Bazen bu ödem hava yolunu tıkayacak kadar yaygın olabilir. Vokal kıvrımların hacim ve ağırlıkları arttığından, frekans (saniyedeki titreşim sayısı) azalır ve ses kalınlaşır. Hastaların sesi kaba, çatallanmış ve kalındır. Sesin kalınlaşması özellikle bayan hastalar için günlük hayatta sıkıntı yaratmaktadır.

Erken ya da organize olmamış ödemlerde veya yumuşak polipoid oluşumlarda hastalar, medikal tedavi, ses terapisi ve irritan maddelerin kısıtlanması ile tedavi edilebilir. Bu tedaviye rağmen şikayetlerin devamlılığında cerrahi yapılmalıdır. Cerrahide soğuk cerrahinin yanısıra lazer de kesi yapılırken kullanılabilir.

orta kulak iltihabı

Orta Kulak İltihabı

orta kulak iltihabı

Orta Kulak İltihabı nedir ?

Orta kulak iltihabı; kulak zarının arkasında orta kulak boşluğunda sıvı birikmesidir. Sıvının biriktiği yerde işitmede rol oynayan örs, üzengi ve çekiç olarak bilinen kulak kemikçikleri bulunur. Bu duruma daha çok 6 yaşa kadar olan çocuklarda rastlanır. Tıp dilinde ” Otitis Media ” olarak söylenir.

Orta kulakta sıvı toplanınca ne olur ?

İşitme olayı: Dış ortamdan gelen sesler kulak kepçesi ile toplanıp, titreşen kulak zarı aracılığı ile orta kulağa yani örs üzengi ve çekiç kemikçiklerine iletililir. Bu titreşim iç kulağa ve oradan da sinirlerle beyindeki ilgili bölgelere iletilerek ses olarak algılanır.Orta kulaktaki hava basıncının dış ortamla eşitlenmesi görevini Östaki tüpü denilen geniz boşluğu ile orta kulak boşluğu arasında uzanan bir kanal üstlenmiştir. Bu kanalın çeşitli nedenlerle iyi çalışmaması, bu basıncın eşitlenememesine ve orta kulakta sıvı birikimine sebep olur. Bu sıvı da kemikçiklerin titreşimine engel olarak işitmeyi bozar.

Neden küçük çocuklarda sık görülüyor ?

Küçük çocuklarda östaki tüpünün yapısal özelliği ve östaki tüpünün genize açıldığı deliğinin ağzına yakın yerde geniz etinin büyüyüp tüpün açılma kapanmasına etki etmesi sonucu sıklıkla orta kulakta sıvı birikimi görülür. Aynı şekilde bebeklerde beslenme şekli, özellikle yatarak biberonla beslenmenin de rolü olduğu belirlenmiştir.

Orta kulakta sıvı birikimi iltihap mıdır ?

Orta kulakta biriken her sıvı iltihap değildir. Biriken sıvının östaki tüpü yoluyla bakteri ve virüslerle teması sonrası iltihap oluşur. Burundaki tıkanıklıklar ve iltihaplar, geniz etinin iltihaplanması ,orta kulak sıvısının mikroplarla bulaşmasını sağlayabilir. Yutkunma hareketi bunu başlatabilir.

Çocuklarda Orta kulakta sıvı birikimine çok rastlanır mı ?

Evet, çok sık görülür. Burnu tıkayan hemen her olay veya östaki tüpünün her fonksiyon bozukluğu orta kulakta sıvı birikimine yol açar. Ancak her sıvı orta kulak iltihabı değildir. Bu sıvının toplanmasına yol açan durum ortadan kaldırılmazsa bu sıvı iltihaplanır ve olay süreğen hale gelir.

Orta kulak iltihabı ne gibi belirti verir ?

Çocukta ancak hızlı gelişen (=akut) orta kulak iltihabı belirti verir. Özellikle küçük çocuklarda buna karar vermek daha da zordur. Çocuğun elini kulağına sık ???ürmesi ve çekmesi, uyku düzeninde değişim, nedensiz ağlamalar ve duymasında azalma bunu düşündürmelidir. Bebek ve küçük çocukların ağrıyı tam belirleyememelerinin dışında daha büyük çocuklar da doktor korkusu gibi nedenlerle ancak zarın patlaması öncesi yakınmalarını belirtirler. Bu da tanı konmasını geciktirebilir.

Ne zaman doktora gidelim ?

Belirtilerin başında işitme kaybı gelir. Hafif seslere yanıt alamıyorsanız ve kulaktan akıntı geliyorsa gecikmeden bir Kulak Burun Boğaz Uzmanına başvurmalısınız. Geniz etinin varlığını öğrenmişseniz veya çocuğunuz burundan konuşuyorsa veya ağzı açık uyuyorsa mutlaka kulak kontrolünü sık aralıklarla yaptırmalısınız.

Kulak zarı delinirse ne olur ?

Akut bir orta kulak iltihabı sonrası kulak zarı delinirse uygun tedavi ile genellikle kısa sürede iyileşir ve zardaki delik kapanır. Ancak mikrop bulaşması veya yeterli tedavi edilememesi sonrası zardaki delik kalıcı olur ve iltihap kronikleşir. Ayrıca sık yineleyen orta kulak iltihapları ve zar delinmeleri, kulak zarının titreşim özelliğini bozarak ileride işitme kaybına yol açabilir.

Orta kulak iltihabının tedavisi nasıldır ?

Orta kulak iltihabı sıklıkla bir üst solunum yolu enfeksiyonu sonrası gelişir. Burada burun tıkanıklığı ve östaki tüpünün görevini bozan her türlü gelişim suçlanır. Bu nedenle doktorunuzun yapacağı tedavi östaki tüpünü açmaya ve sıvının orta kulaktan boğaza akışına yardımcı olmaya yöneliktir. Kulak Burun Boğaz Uzmanın vereceği ilaçlar bu iltihabı tedavi edecektir.

İltihap tekrarlar mı ?

Tedavi sonrası Östaki tüpünün fonksiyonuna engel olan mekanik veya allerjik bir durum söz konusu ise iltihap sıklıkla yineler ve kronikleşmeye yol açabilir. Bu durumda doktorunuz gerekli muayene ve testleri yaparak size operasyon önerebilir.

Ameliyatla tedavisi mümkün mü ?

Doktorunuz ilaçla tedaviden yanıt alamıyorsa ya da östaki tüpünün çalışmasına engel olan bir geniz etinden kuşku duyuyorsa size ameliyat önerebilir. Ameliyatta öncelikle amaç östaki tüpünün açıklığının sağlanması ve orta kulak sıvısının dışarıya akıtılmasıdır. Bu nedenle geniz etinin alınması (Adenoidektomi) ve Kulak zarına çizik atarak (Parasentez) orta kulak sıvısını dışarı alma (Aspirasyon) ve gerekirse belli süre için kulak zarında bırakılarak orta kulağın havalanmasını sağlayacak olan tüp yerleştirme (Ventilasyon tüpü uygulanması) uygulanabilir.

Tüp takılınca çocuğumun yaşantısına kısıtlama gelir mi ?

Hayır. Kulak zarına tüp takılması çocuğun yaşantısını olumsuz etkilemez. Ancak tüpün belirli aralıklarla Kulak Burun Boğaz Uzmanınızca kontrolü gerekir. Ayrıca banyo yapma sırasında özenli olunmalıdır. Ancak kulak deliğine doğru basınçlı olarak verilmedikçe banyo suyu zararlı değildir. Yine de doktorunuz size kulak yolunu kapatan tıkaçlar önerebilir. Dış kulak yolundan içeriye herhangi bir yabancı cisim sokulmaması her zaman önemlidir. Çocuğun oyun ve spor aktiviteleri sadece ilk günler azaltılacaktır. Ancak özel durumlar bunun dışındadır.

Geniz eti ve Kulak tüpü ameliyatı bayıltılarak mı yapılır ?

Evet bu operasyon Genel Anestezi ile yapılır. Önceki yıllarda lokal yapılıyor olsa da günümüzde kesinlikle genel anestezi ile uygulanır.

Kulak tüpü dışardan görülür mü ve ne zaman çıkarılır ?

Kulak zarına yerleştirilen havalandırma tüpü dış kulak yolundan ancak dikkatli bakılırsa görülebilir. Bu tüp sentetik, silikon veya metal olabilir. Şekline veya tipine göre genellikle bir yıl sonra (eğer kendiliğinden yerinden düşmemişse ) çıkartılır. Buna cerrahınız karar verecektir.

Düşerse fark edilir mi ?

Çoğu kez fark edilmez. Bu nedenle doktorunuz rutin kontrollere davet edecektir. Bu kontrollerde tüplerin fonksiyonu kontrol edilecektir.

Tüpler alındıktan sonra yeniden kulak iltihabı olur mu ?

Evet olabilir. Bu nedenle doktorunuzun önerilerine uymalısınız. Ancak yeniden iltihaplanma öncelikle ilaçla tedavi edilir. Yarar görülmezse yeniden tüp ameliyatı gerekebilir.

kulak ve uçak yolculuğu

Kulak ve Uçak Yolculuğu

kulak ve uçak yolculuğuKulaklar, Yükseklik ve Uçak Yolculuğu

Uçak yolculuğu sırasında niçin kulaklarınızda “pop” diye bir basınç hissettiğinizi hiç merak ettiniz mi? Veya niçin basınç hissetmediğiniz zaman kulak ağrınız olduğunu düşündünüz mü? Uçaklar inişe geçtiğinde çocukların niçin yaygara çıkartıp ağladığını hiç merak ettiniz mi?

Uçak yolculuğu sırasında karşılaşılan en sık tıbbi problem kulak problemleridir. Çoğunlukla basit rahatsızlıklar olur, nadiren geçici ağrı ve işitme kaybı oluşur. Bu broşür uçak yolculuğunuz esnasında karşılaştığınız hafif kulak problemlerinizi ve nasıl korunacağınızı anlamanız için hazırlanmıştır.

Yapı

Kulak genel olarak üç bölüme ayrılır:

a)Dış kulak: Başın yan tarafında görülen kulak kepçesi ile içeriye kulak zarına kadar devam eden dış kulak yolundan oluşur.

b)Orta kulak: Kulak zarı ile iç kulak arasında kalan ufak boşluktur. Burada üç adet kemikçik, kulak kemiğinin hava boşlukları bulunur.

c)İç kulak: Kulak kemiğinin iç kısmında bulunan ve işitme ile denge sinir uçlarını ihtiva eden bölümdür.

Hava yolculuğu sırasında probleme yol açan, orta kulak bölümüdür. Ufak bir hava boşluğu olduğu için, basınç değişikliklerinden etkilenir.

Normal olarak her yutkunduğunuzda (veya ikinci üçüncü yutkunduğunuzda) kulaklarınızda ufak bir çıt sesi veya basınç oynaması hissedersiniz. Bu esnada geniz ile orta kulak arasındaki östaki borusu vasıtası ile orta kulağınıza hava kabarcığı geçmiştir. Orta kulaktaki hava burayı döşeyen doku tarafından sürekli emilir fakat “östaki borusu” her yutkunuşta sürekli hava sağlar. Bu sayede kulak zarının her iki tarafındaki hava basıncı eşitlenir. Şayet bir şekilde basınç farkı oluşursa, kulaklar tıkalı imiş gibi hissedilir.

Östaki Borusu ve Kulakların Tıkanıklığına Neler Sebep Olur?

Östaki borusu, birçok sebepten dolayı tıkanabilir veya ağzı kapanabilir. Bu durumda, orta kulak basıncı eşitlenemez.

Orta kulaktaki hava sürekli emilir ve yenilenemediği için vakum oluşur, kulak zarı içeri doğru çöker. Gergin kulak zarı normal olarak titreşemez ve sesler donuk, az gelir. Kulak zarının gerginleşmesi de ağrı oluşturabilir. Şayet bu durum bir süre devam ederse, ota kulaktaki basıncı eşitleyebilmek için, orta kulağı döşeyen dokudan kan serumuna benzer bir sıvı sızarak burayı doldurur. Bu duruma “orta kulakta sıvı”, “seröz otit” veya “aero-otit” ismi verilir.

Östaki borusunu tıkanmasına yol açan en sık sebep basit soğuk algınlığıdır. Sinüs iltihapları ve burun alerjileri de (saman nezlesi gibi) sık sebeplerdendir.

Östaki borusu ve onu döşeyen döşeyen doku, burun ve genizin devamıdır. Bu devamlılıktan dolayı çoğunlukla burunun tıkalı olması, kulakların da tıkalı olmasına ve böyle hissedilmesine sebep olur.

Östaki borusunun tıkanmasının bir diğer sebebi dokularda şişliğe yol açan orta kulak iltihaplarıdır.

Östaki borusu yetişkinlere göre daha dar olduğu için çocuklar tıkanıklığa daha yatkındırlar.

Hava Yolculuğu Nasıl Problem Yaratır?

Hava yolculuğu esnasında ani basınç değişiklikleri olur. Bu basınç değişikliklerinin eşitlenmesi için östaki borusunun o esnada hemen açılıp kapanabilmesi lazımdır. Bu olay özellikle uçak inişe geçtiğinde görülür.

İlk dönemde basınç eşitlenmesi sağlanamayan uçaklarda bu gerçek bir problem oluşturmaktaydı. Günümüzde bu olay en aza düşürülmüştür. Buna rağmen hâlâ bazı önlenemeyen basınç değişiklikleri olabilmektedir.

Gerçekte, basınç değişikliğine yol açan her türlü durum problem yaratır. Aynı durumla, yüksek binalarda hızla hareket eden asansörlerin içinde veya suya dalarken karşılaşırsınız. Derine dalan dalgıçlara ve pilotlara bu durumla nasıl başedecekleri öğretilir. Siz de kendi metodunuzu öğrenebilirsiniz.

Kulaklarınızın Tıkanmasını Nasıl Önlersiniz?

Yutma işlemi östaki borusunu açan kasları harekete geçirir. Sakız çiğnerken veya naneli şeker yerken daha sık yutkunursunuz. Bunlar inişe geçmeden önce yapılabilecek iyi egzersizlerdir. Esnemek daha bile iyidir. Esnerken bu kas daha iyi uyarılır. İniş sıasında uyumamaya dikkat etmeniz gerekir çünkü uyurken yutkunma işlemi çok yavaşlar (uçuş ekibi inişe geçildiğinde sizi uyandırmak ister).

Şayet yutkunmak ve esnemek etkili değilse şu metod en iyi sonucu verir: 1)Burun kanatlarınızı elinizle sıkıca kapatınız 2)Ağızdan kuvvetli bir soluk alınız 3)Ağzınız ve burnunuz kapalı olduğu halde bu nefesi yanak ve yutma kaslarınızı kullanarak dışarı üflemeye çalışınız, böylece basınçlı hava östaki borusundan orta kulağa geçebilir. Kulağınızda basınç veya ses hissttiğinizde başardınız demektir. İniş sırasında bunu birçok kez yapmanız gerekebilir.

Bebekler bu işlemi yapamazlar fakat bir şey emerlerse rahatlarlar. İniş sırasında bebeğinizi emziriniz veya besleyiniz ve uyumalarına müsaade etmeyiniz.

Hangi Tedbirleri Almalısınız?

Kulaklarınuıza hava ile basınç yaparken karnınızı ve göğsünüzü kullanmayınız çünkü bu durumda çok fazla basınç oluşur. Uygun basınç sadece yanak ve yutma kaslarınızı kullanarak sağlanır.

Soğuk algınlığınız, sinüs iltihabınız veya alerjiniz varsa en iyisi uçuşu ertelemektir.

Son günlerde bir kulak müdahalesi geçirmişseniz, doktorunuzdan uçuş hakkında bilgi alınız.

Burun Açıcı İlaçlar ve Burun Spreyleri?

Deneyimli yolcular inişe geçmeden yaklaşık bir saat önce burun açıcı bir ilaç veya sprey kullanırlar. Bu ilaçlar kulağa giden dokuları büzerek orta kulak havalanmasına yardımcı olurlar. Aynı sebepten dolayı alerjisi olan kişiler de alerji ilaçlarını uçuş öncesi almalıdırlar.

Burun açıcı ilaçların yüksek tansiyonu, kalp problemi, kalp ritm bozukluğu, tiroid hastalığı, aşırı sinirliliği olan kişilerce kullanılmadan önce mutlaka bir hekime danışılması gerekmektedir. Aynı şekilde hamile bayanlar da hekimlerine danışmalıdırlar.

Kulaklarınız Açılmazsa Ne Yapılmalı?

İnişten sonra da basınç eşitleyici hareketler yapabilir ve burun açıcı ilaçlara devam edebilirsiniz (burun açıcı spreyleri kullanmayı alışkanlık haline getirmeyiniz ve uzun süre kullanmayınız aksi takdirde daha fazla tıkanıklığa yol açabilirler). Kulaklarınız hâlâ açılmıyor ve ağrıyorsa kulak hekimine başvurmanız gerekir. Hekiminiz, kulak zarınızı çizerek orta kulağınızdaki basıncı veya sıvıyı boşaltmaya ihtiyaç duyabilir.

lenf bezleri

Boyun Lenf Bezlerinde Şişme

lenf bezleriServikal Adenit

Boyundaki derin ve yüzeyel fasyalar arasında yer alan tonsiler, submandibuler, submental, oksipital, yüzeyel ve derin juguler, nukkal, spinal aksesuar ve transvers servikal lenf bezlerinin enfeksiyonudur. Etkenler genellikle viruslar, S. aureus, grup A streptokok, diğer streptokoklar, anaerob bakteriler, Bartonella henseleae, atipik mikobakteriler ve Gram negatif basillerdir. Akut bilateral adenitler daha çok viruslara ve grup A streptokoka, akut tek taraflı adenitler S. aureus, grup A streptokok, anaerob bakteriler ve viruslara, subakut ve kronik adenitler ise atipik mikobakteriler, tüberküloz, toksoplazmozis ve kedi tırmığı hastalığı (Bartonella henseleae)�a bağlıdır. Nadiren M. tuberculosis, mantarlar, T. gondii, F. tularencis, Y. pestis, HIV ve C. diphtheriae da etken olarak karşımıza çıkabilir. Mikroorganizmalar genellikle üst solunum yolu, tonsiller ve dişlerden veya travma yolu ile, nadiren kan yolu ile lenf bezlerine gelir.

Klinik: Lenf bezi büyümesinin süresine ve tek veya iki taraflı olmasına bağlı olarak değişir. Sistemik semptomlar genellikle yok veya hafiftir. Birlikte etraf dokuda sellülit veya bakteriyemi varsa, yüksek ateş görülebilir. Özellikle streptokok adenitlerinde başlangıçta üst solunum yolu enfeksiyonu semptomları olabilir. Lenf bezi büyüklüğü 2-6 cm kadar olabilir, en sık submandibular (% 50-60) ve üst servikal bezler (% 25-30) etkilenir. Bez üzerindeki deri genellikle hiperemiktir ve lokal ısı artımı vardır. Vakaların yaklaşık ¼�nde fluktuasyon alınır. Daha çok S. aureus ve mikobakteri enfeksiyonlarında süpürasyon olabilir. Lenf bezlerinin yoğun olarak bulunduğu diğer bölgeler (klavikula üstü, aksilla ve inguinal bölge) kontrol edilmeli, dalak ve karaciğer büyüklüğü araştırılmalıdır. Vücutta yaygın lenfadenopati ve hepatosplenomegali varsa, servikal lenfadenopati genellikle sistemik bir hastalığa (EBV, CMV gibi viral enfeksiyonlar, toksoplazmozis, tüberküloz, kollajen doku hastalıkları, lösemi� cevap olarak gelişmiştir. Ağız boşluğu, farinks, burun, kulak, saçlı deri gibi lenf drenajı boyundan geçen bölgelerin muayenesi ile muhtemel primer kaynak ile ilgili bilgi elde edilir.

Komplikasyonlar: Abse formasyonu, sellülit, bakteriyemi, internal juguler ven trombozu, etkene bağlı komplikasyonlar (akut romatizmal ateş, glomerulonefrit, haşlanmış deri sendromu�

Tanı: Hafif vakalarda klinik tanı yeterlidir. Ancak antibiyotik tedavisine cevap alınamazsa, iğne aspirasyonu veya insizyon ile örnek alınıp Gram, Wright ve Ziehl-Nielsen boyaları ile boyanıp incelenmeli, gerekirse sitolojik ve patolojik yönden değerlendirilmelidir. Ağır vakalarda tedaviye başlamadan örnek alınması uygun olur. Persistan, 8-12 haftada tanı konamamış adenitlerde ve neoplazi ile uyumlu bulgular varsa (alt servikal ve supraklavikular lenfadenopatiler, kilo kaybı, düşmeyen ateş, deriye ve derin dokulara yapışıklık)

Ayırıcı Tanı: Kabakulak, bakteriyel parotitis, diş abseleri, konjenital boyun kitleleri (tiroglossal kanal kisti, brankial yarık kisti, kistik higroma, epidermoid kist), boyun tümörleri (lenfoma, nörojenik tümörler, tiroid tümörleri, parotis tümörleri, Kawasaki hastalığı, ilaç reaksiyonları, kollajen doku hastalıkları, sarkoidoz, retiküloendotelyozlar, depo hastalıkları.

Tedavi: Lenf bezinin fazla büyümediği, hassasiyetinin az olduğu ve primer enfeksiyon odağının bulunmadığı hafif vakalarda antibiyotik tedavisine gerek yoktur, lenf bezi küçülmeye başlayıncaya kadar haftalık kontrollerle izlenmesi yeterlidir.

Büyüme devam ederse veya hasta başvurduğunda lenf bezi büyük (ancak 3 cm�en küçük), hassas, deri kızarık ve primer enfeksiyon odağı yoksa oral empirik antibiyotik tedavisi başlanıp, küçülme oluncaya kadar izlenir. Bu hastalarda antibiyotik olarak flucloxacillin, cephalexin, clindamycin veya amoxicillin/clavulanate kullanılabilir.

Lenf bezi 3 cm veya daha büyükse, inflame ise, birlikte sellülit varsa ve/veya sistemik semptom ve bulgular varsa, başlangıç antibiyotik tedavisine cevap vermemişse, hastanın hospitalize edilmesi ve insizyon veya dreya drenaj ile örnek alınıp incelenmesi uygun olur. Etken saptanamamışsa, veya sonuçları beklerken parenteral clindamycin, cefazolin + metronidazole, sulbactam/ampicillin veya vankomycin (veya teikoplanin) + metronidazole tedavilerinden biri başlanabilir.