Kategori arşivi: Kanser

rektal kanama

Rektal Kanamalar

rektal kanama

Rektal Kanamalar Kanser Habercisi Olabilir

Ülkemizde kadın ve erkeklerde görülme oranı neredeyse eşit derecede olan rektal kanamalar (makat kanamaları) bazı hastalıkların önemli habercisidir.

Birçoğumuzun utanarak ve korkarak dile getiremediği bu belirti eğer ciddiye alınmazsa belki de “Kanser” gibi tehlikeli bir hastalığın ilerlemesine yol açabiliyor.

İstanbul Eğitim ve Araştırma Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Op. Dr. A. Kerim Özakay, rektal kanamalar ile ilgili sorularımızı yanıtlayarak bilgiler verdi.

Rektal kanama (makat kanaması) nedir?

Dışkılama ile makattan parlak kırmızı kan gelmesine tıbbi dilde hematokezia veya rektal kanama denir.

Rektal kanamalarda kan nerelerden gelir?

Rektal kanamalar ağırlıklı olarak kalın bağırsağın son kısımlarını oluşturan rektum ve anüs kaynaklıdır. Kalın bağırsağın son 15 cm’lik kısmı rektumdur, anüs ise dışarıya açılan son 1, 5 -2 cm’lik bölümdür. Rektal kanamada gelen kanın rengi genellikle kanamanın olduğu yere göre değişir.

Rektal kanamanın nedenleri?

Kırmızı renkli kanama büyük olasılıkla kalın bağırsağın alt bölümlerinin veya anal bölgenin hastalıklarından kaynaklanmaktadır. Dışkıya bulaşık olmayan, damlama şeklinde ve kırmızı renkli kanamalar genellikle hemoroid ve fissür diye adlandırdığımız anal hastalıklarla ilgilidir. Dışkıyla bulaşık, koyu kırmızı ve siyah renkli kanamalar ise kalın bağırsağın üst bölümlerinden, ince bağırsaktan, üst sindirim sisteminden kaynaklanabilir buna da melena denir.

Kan uzun süre bağırsak bakterileriyle temas ettiğinde bakteriler tarafından sindirilerek rengi koyulaşır ve siyahlaşır. Nadiren mide-duodenum, ince bağırsaklar veya kalın bağırsağın başlangıç kısmından aşırı kanama oluşursa, bunlar hızla aşağıya ineceği için bakterilerce parçalanamadan dışarıya kırmızı renkte taze kan şeklinde de çıkabilir.

Polip, divertikül, ülser, anjiodisplazi, kolit ve kanser gibi hastalıkların da ilk belirtisi rektal kanama olabilir.

Sindirim sisteminin herhangi bir yerinden çok az kanama olur ve kanama gözle görülmeyebilir. Örneğin, kolon polip veya kanserlerinde bazen çok az kanama olup bu gaita ile karıştığı için gözle görülemez ancak gaitada gizli kan tetkiki yapan testlerle tespit edilebilir. Bu şekilde olan gizli kanamalar azar azar ama devamlı kan kaybı yaptığı için anemi dediğimiz kansızlık halinin oluşmasına yol açabilirler.

Hani durumlarda kanamalar ciddi tehdit içerir?

Her rektal kanama yakınması bulunan hastaların , kanamayı açıklayan hemoroid, fissür gibi hastalıkları bilinse dahi bir genel cerrahi uzmanı tarafından incelenmeleri gerekmektedir.

Özellikle 50 yaş üzerinde erkek ve kadınlarda daha önce hiç kanama öyküsü yokken ortaya çıkan kanamalar ciddi olarak araştırılmalıdır. Kanama yapan neden mutlaka bulunmalıdır.

Kanamanın şiddeti, yani gelen kan miktarı çok değişiklik gösterebilir. Çoğunlukla az miktarda ve kendiliğinden duran kanamalar oluşur. Pek çok hasta birkaç damla taze kan geldiğini veya tuvalet kağıdına az miktarda kan süründüğünü ifade ederler. Bazen de biraz daha fazla ama kendiliğinden duran kanama tariflenir. Bu tip hafif kanamalarda acil tanı ve tedavi , acilen hastaneye yetişmek gibi bir gereklilik yoktur, muayene ve basit tetkikler sonrası tanı konup tedavi yapılır.

Rektal kanama daha şiddetli de olabilir. Orta şiddette bir kanamada tekrarlayan daha çok miktarlarda taze veya pıhtılı kan gelebilir, bu kan gaita ile birlikte veya kendiliğinden gelebilir. Ağır kanamalarda ise hasta çok kan kaybedebilir.

Orta veya ağır şiddetteki rektal kanamalarda, aşırı kan kaybına bağlı halsizlik, baş dönmesi, çarpıntı, bayılma hissi veya gerçekten bayılmalar oluşabilir; hastada tansiyon düşüklüğü oluşabilir. Nadiren hastayı şoka sokacak kadar şiddetli kanamalar oluşabilir.

Orta veya ağır şiddetteki kanamalar hastaneye yatırılarak takip ve tedavi edilmelidir. Şoka girecek kadar şiddetli kanamalarda acilen hastaneye yatırılıp kan transfüzyonları yapılması gereklidir.

Genelde hangi cinsiyette (kadın/erkek) ve yaş grubunda daha sık görülüyor?

Kadın ve erkeklerde rektal kanama görülme oranı birbirine yakındır. Ama her iki cinsiyette utanma duyguları nedeniyle veya önemsemeyerek bu kanamaların ardından hekime başvurmuyorlar. Bu da belki çok ciddi olan bir hastalığın (Kanser gibi…) ilerlemesine yol açabiliyor.

Kanama önemsenmez ise ne gibi sonuçlara sebep olur?

Her rektal kanama araştırılmalı özellikle 50 yaş üzerindeki hastalarda daha da önemsenmelidir. Küçük bir şey diye düşünebileceğiniz bir rektal kanama çok ciddi bir hastalığın habercisi ve tek belirtisi olabilir.

 

myom

Myom Kansere Dönüşür Mü?

myom

sağlıkiçin.org olarak sizler için myom kansere dönüşür mü  hakkında yazı hazırladık. İyi okumalar diliyoruz.

Myom Nedir

Rahim miyomları, rahim dokusundan kaynaklanan, çapları genellikle 1-15cm arasında değişebilen iyi huylu tümörlerdir. Miyomlara bazen fibroid, leyomiyom, leyomiyomata veya fibromiyom da denmektedir.

Miyomlar, kadın genital organlarının en sık rastlanan tümörleridir; 35 yaşın üzerindeki her üç kadının birinde, muayene ya da ultrasonla saptanabilecek büyüklükte miyomlar mevcuttur. Ancak, çok küçük miyomlar da dahil edilirse, bazı araştırmacılar menapoza kadar hemen her kadında miyom oluştuğuna inanmaktadır.

Hastaların çoğunda, rahim içinde birden fazla miyom bulunur, bu sayı bazen 50 nin üstüne çıkabilir. Kadınlık hormonu olarak bilinen östrojen, miyomların büyümesine yol açar. Bu nedenle miyomlar genellikle üreme çağında ve hamilelikte yaklaşık 2-3 kat büyürler, menapozda ise eğer hasta hormon ilacı kullanmıyorsa genellikle küçülürler.

Myomun Belirtileri Nelerdir

Rahim miyomlarının çoğu herhangi bir şikayete yol açmaz ve tedavi gerektirmezler. Ancak tüm miyomların yaklaşık %10-20 sinde ciddi şikayetler ortaya çıkar. Miyomlarda en sık görülen yakınma, adet kanamalarının uzun ve şiddetli olmasıdır. Bu kanamalar bazen çok bol ve pıhtılı olabilir. Kronik kanama nedeniyle hastalarda kansızlık (anemi) gelişebilir. Miyom hastalarında sık rastlanan diğer yakınmalar şunlardır:

Karın ağrısı ve dolgunluk hissi
Sırt ve bacak ağrısı
Cinsel ilişki ile ağrı oluşması
Sık idrara çıkma (miyomların idrar torbasına bası yapması sonucu)
Kabızlık ve gaz (miyomların kalın barsağa bası yapması sonucu)

Myom kansere dönüşür mü?

39 yaşında, evli ve 2 çocuklu bir kadınım. Uzun zamandır doktora gîtmiyordum. Geçen ay kanamalarımın artması üzerine gittiğim doktor bende myom olduğunu ve ameliyatla alınması gerektiğini söyledi. Myom nedir? Kanserleşir mi ve ameliyat olmam şart mı?

Myom rahmin adelesinden orijin alan selim tabiatlı bir urdur, Kanserleşmesi veya kötü huylu değişimi vardır fakat çok nadirdir. Kadınlarda çok sık görülen bir hastalıktır (Neredeyse 4 kadından birinde ufak veya büyük myoma rastlanılmaktadır).

Myomların tedavisi gerektiği zaman (Gebelik düşünen vakaların bir kısmında) veya şikayete neden olduğu zaman (Aşırı kanamalar, karında ağrı, idrar şikayetleri ve büyük tuvalette sorunlar olması durumunda) kısa sürede büyüklük ve şekil değişikliği görüldüğünde (Böyle durumlarda kötü huylu bir gelişme düşünüldüğü için) tedavisi gerekir. Myomların tedavisi cerrahidir.

Gençlerde sadece myomu alarak, ileri yaşlarda ise çoğu kere myomla beraber rahmi de alarak tedavi edilir. Myomun ilaçla tedavisi suni menopoz yaratılarak yapılır ve bu tedaviyle myomlar kısmen küçültülür. Fakat tedavi kesildiğinde myomlar tekrar eski büyüklüğüne ulaşır.

O halde özetlemek gerekirse, şikayete neden olmayan ve kısa sürede aşırı hızla büyümeyen bir myomun tedavisi çoğu zaman gerekmez. Kanserleşir diye bir korkuya gerek yoktur. Doktor kontrolleri mutlaka devam etmelidir. Menopozdan sonra myomlar genellikle küçülürler. Küçülmeyen veya aksine menopozda büyümeye devam eden myom tedavi edilmelidir.

 

 

Kanseri Önleyeci NRG1 Geni

NRG1 Geni

 NRG1 Geni

sağlıkiçin.org olarak sizler için NRG1 geni hakkında yazı hazırladık. İyi okumalar diliyoruz.

NRG1 Geni Nedir

Neuregulin 1 veya NRG1 a, protein insanlarda ile kodlanan NRG1 gen .  NRG1 dört proteinlerden biridir neuregulin hareket etti EGFR reseptör etti.

Neuregulin 1 sayıda üretilen izoformlan tarafından alternatif eklenmeye bu işlevleri geniş bir yelpazede gerçekleştirmek için olanak sağlar. Bu sinir sistemi ve kalp normal gelişimi için gereklidir.

NRG1 Geninin Önemi Ve Yararları

Meme kanseri türlerinin yarısından fazlasıyla bağlantılı bir gen bulundu. Bilim adamları, prostat, yumurtalık, kalın bağırsak ve mesane kanserlerinde de rol oynayan genin işlevini tam olarak yerine getirememesi durumunda 8. kromozomda kanser hücrelerinin artabileceğini belirtti.

Herkesin bozulmamış NRG1 geniyle doğduğunun, ancak zamanla bu genin zarar görerek kanser hücrelerinin geçişine neden olabileceğinin vurgulandığı araştırmanın başındaki Dr. Paul Edwards, meme kanserine yol açan yeni bir işleyiş konusunda hayati bilgiler vermesi nedeniyle bu genin bulunmasının son derece önemli olduğuna dikkati çekti.

NRG1 Araştırmaları

Edwards, genin meme kanseriyle bağlantılı olduğuna dair çok güçlü göstergelerin bulunduğunu, ancak prostat veya kalın bağırsak gibi kanserler için aynı şeyi söylemenin mümkün olmadığını ifade etti.

Araştırmaya maddi destek veren yardım örgütü Breast Cancer Campaign’den (Meme Kanseri Kampanyası) Arlene Wilkie de, bunun, meme kanserinin teşhisi ve tedavisini geliştirecek yeni birçok stratejinin yolunu açacak önemli bir buluş olduğunu belirtti.

1970′li yılların sonunda p53 geni belirlenmiş, bu gen daha sonra kanser hücrelerinin çoğalmasını durduran tümör önleyici genler sınıfına alınmıştı. NRG1 de benzer özelliğe sahip olması nedeniyle büyük önem taşıyor.

Kanseri önleyen nrg1 geni yazımız burada bitiyor. Umarız işinize yaramıştır.

meme kanseri

Meme Kanserinin Bitkisel Tedavisi

meme kanseri

Meme Kanseri

sağlıkiçin.org olarak sizler için meme kanserinin bitkisel tedavisi  hakkında yazı hazırladık. İyi okumalar diliyoruz.

Meme Kanseri Nedir

Meme kanseri, süt bezleri veya sütü meme başına taşıyan kanalları döşeyen hücrelerden gelişiyor. Nedeni tam olarak bilinmemekle birlikte, genetik yatkınlık oluşturan gen mutasyonu meme kanseri riskini artırıyor.

Meme kanseri, memenin süt bezlerinde ve üretilen sütü meme başına taşıyan kanalları döşeyen hücreler arasında, çeşitli etkenler sonucu kontrolsüz şekilde çoğalan ve başka organlara yayılma potansiyeli taşıyan hücrelerden meydana gelen tümöral oluşumdur.

Meme kanserine hangi etkenlerin neden olduğu kesin olarak bilinmiyor. Ancak günümüze kadar yapılan çalışmalarda, yüksek olasılık gösteren bazı faktörler belirlenmiş bulunuyor. Bazı kadınlarda genetik yatkınlık oluşturan gen mutasyonları (genlerde kansere eğilim yaratan bozukluklar) meme kanseri riskini artırırken, diğerleri kadın olmak dışında bir risk faktörü taşımıyor.

Meme Kanserine Karşı Alınacak Önlemler

Alternatif tıp günümüzde çok popüler oldu. Aslına ba­karsanız, “alternatif tıp” kavramı ile önümüze sunulanlar, tıp tarihinin geçirdiği binlerce yıllık evrim içerisinde ortaya çıkmış ve kendisine çeşitli uygulama alanları bulmuştur. Bu anlamda Çin ve Hint tıbbı binlerce yıl önce alternatif uygulamalar kullanıyordu. Her sorunun çözümünün do­ğada olduğu düşüncesi antik dönem tıbbından ve sonra­sında da Hipokrat’ın söylemlerinden bize miras kalmıştır. Zaten onlar da tıp tarihi içindeki masalsı yerlerini günü­müzde çoktan almışlardır.

Ancak günümüzün bilimsel yöntemlerinin onaylamadı­ğı “ampirik,” yani “günübirlik” uygulamaları kabul etme­miz söz konusu olamaz. Yoğurt, çökelek, ısırgan otu veya benzeri gıdaların alınmasının hiçbir zararı yok, ancak “yararı var mı” sorusunun bilimsel bir cevabı olmadığından, sağlıklı beslenme adına bunların yenilmesine kimsenin iti­razı olamaz.

Bu nedenle kişisel kanser deneyimlerinin öne çıkarıla­rak, bilimsel formata uymayan araştırmalarla, sonuçları bilim dünyasında hiçbir şekilde ciddiye alınmayan başarı öykülerinin anlatılması en hafif deyimiyle, “umut tacirli­ği “dir. Bugün bilim dünyasında ağırlığı olan hiçbir tıbbi dergi veya kitapta “yoğurt yerseniz kanser olma olasılığı­nız şu kadar azalır,” “ısırgan otu yiyenler ölümsüzlük iksi­rini bulmuş demektir” şeklinde makalelere rastlayamazsı­nız. Bunlar magazinel varsayımlardır.

Örneğin ısırgan otu ile ilgili ilk yazılı bilgiler, M.Ö. 400′lü yıllarda yaşayan Hipokrat’a kadar uzanıyor. Sonra­sında da M.S. 1. yüzyılda Dioskorides tarafından yazılan Tıbbi Maddeler (Materia Medica) adlı kitabında adı geçi­yor. Böylesine iddialı bir bitki ile ilgili yapılan ilk Türkçe çalışma ise ancak 1940′larda yayınlanmış. Böylesine yay­gın kullanılan bir bitkinin, neredeyse iki bin beş yüz sene­den beri kullanılması ama buna karşın üzerinde doyurucu bir Türkçe çalışma olmaması, üzerinde ciddiyetle düşünül­mesi gereken bir durum.

Temel olarak, doğadan faydalanılarak üretilen ilaç ve tedavi edici yöntemlere kimsenin itirazı olamaz, ancak bunlar bilimsel temeller üzerine oturtulmadıkça yarar de­ğil, zarar verir. Bunun en dramatik örneğini 80′lerde orta­ya çıkan zakkum furyasında, insanların zakkumu kayna­tıp suyunu içerek hayatlarını kaybetmelerinde yaşadık.

Hasta bu aşamaya gelinceye kadar birçok doktor has­taya müdahale ediyor. Hasta takibini hangi doktora dü­zenli olarak yaptıracak? Hasta hangi doktora gidecek? Bunu doktor hastanın kendisine söylüyor mu, “sizin dü­zenli takibinizi ben yapacağım, tum tetkiklerinizi bana ge­tireceksiniz” diye?
Bu da yine karışık bir konu ve her ülkenin kendi dü­zenlemeleri farklı. Örneğin aile hekimliği ve semt polikli­nikleri sisteminin gerçekten oturmuş bir şekilde uygulan­dığı ülkelerde olağan kontrolleri, bu merkezlerdeki aile he­kimleri veya pratisyen hekimler yapıyor.

Amerika’daki eğilim, onkologların takip etmesinden yana, ancak bizim ülkemizde bu konuda hâlâ ciddi bir karmaşa var. Genel olarak hasta onkologun takibine giri­yor, ancak bir yandan da hastayı ameliyat eden cerrahın da takibe dahil olması gerekli. Bu nedenle hasta bazen ki­me gideceğini şaşırıyor.

Ama Türkiye’de var olan nadir merkezlerde, bu konu­da ortak bir fikir birliğine ve takipte eş zamanlılığa dikkat ediliyor. Böylece hastaya gereksiz birtakım tetkiklerin ya­pılması önlenmiş oluyor. Bu durum kime gideceği konu­sunda kafası karışan hastanın bir süre sonra takibi bırak­masını da engelliyor. Bu tür merkezlerde hasta onkologla, ameliyatı yapan cerrahın ortak takibinde oluyor. Gereken tetkikleri sadece birisi istiyor ve hasta bu tetkiklerle ikisini de görüyor. Çok ideal bir yöntem olmamakla birlikte, mevcut şartlarda hastanın takibini aksatmaması bakımın­dan uygun bir yöntem olarak kabul edilebilir.

Meme Kanserine Bitkisel Öneriler

Genel olarak böyle bir çağrı sistemi bulunmuyor. Ama yine İskandinav tipi meme merkezleri düzenlemesine giden merkezlerde, hastaların kayıtları düzenli olarak tutuluyor ve takibe gelip-gelmediği kontrol edilebiliyor. İmkânlar el­verdiğince takibe çağrılıyor. Ancak yine de bu sistemler şimdilik tam organize olmaktan çok, bireysel gayretle yü­rüyor açıkçası.

Hasta kontrole geldiğinde hangi tetkikler isteniliyor? Her zaman aynı tetkikler mi yapılıyor?
Hastaya kontrol için yapılan tetkikler öncelikle hastalı­ğının aşamasına ve gördüğü tedaviye göre değişiklikler gösteriyor.

Her durumda hastanın hikâyesi kapsamlı olarak alını­yor ve not ediliyor. Yine her durumda mutlaka ayrıntılı bir muayene yapılıyor. Muayene, hastanın tüm vücut muaye­nesi ile birlikte yoğun olarak sağlam memesine ve ameli­yat yerine yönelik olarak yapılıyor.

Her yıl sağlam memeye yönelik mamografi uygulanı­yor. Eğer muayene ve mamografi sonrası ihtiyaç duyulur­sa ultrason da tetkiklere eklenebiliyor.

Hastaya tamoksifen ile hormon tedavisi yapılıyorsa, o zaman jinekolojik muayene ve rahim ağzından sürüntü testi de isteniyor. Yine hormon alan kadınlarda henüz me­nopoza girmemişlerse, kemik yoğunluğu ölçümü de ekle­niyor tetkiklere. Katarakt ve görme problemi varsa göz muayenesi yapılıyor. Ayrıca hastanın alınan hikâyesinde süreklilik arz eden halsizlik, yorgunluk, sarılık, kemik ağ­rısı gibi yeni ortaya çıkan birtakım şikâyetler varsa, onlara yönelik tetkikler ekleniyor.

Meme kanserinin bitkisel tedavisi yazımız burada bitiyor. Umarız işinize yaramıştır.