Kategori arşivi: Bulaşıcı Hastalıklar

Cinsel Yollarla Bulaşan Hastalıklar

Cinsel Yolla Bulaşan Virüsler-Hastalıklar

Çağımızda virüslerin aynı dünyadaki yeni gelişen süreçler gibi yeni yeni biçimlerinin ortaya çıktığı, bu noktada virüslerin ve özelde cinsel yolla bulaşan hastalıklarında biçim ve sayılarının arttığı bilinen bir gerçek. Makalemiz cinsel yollarla bulaşan hastalıkların bu anlamda neler olduğu ve korunma yöntemleri husunda başlıkları içermektedir.

(HSV, Genital siğiller), Gonore (Bel soğukluğu), Sifiliz (Frengi) ,Herpes Enfeksiyonları  Molluscum Contagiosum, Hepatit B, Hepatit C, AIDS (Hiv) gibi Yazımızın bahsi geçen hastalıkların neler olduğu ve tdeavi yöntemleri hususunda genel bilgiler içerdiğini daha detaylı çalışmalar için bahsi geçen her hastalığa yönelik ayrı ayrı makaleler olduğunu ve onlardan da yararlanabileceğinizi hatırlatır, iyi okumalar dileriz.

Cinsel Yollarla Bulaşan virüsler

HPV (human papilloma virüsü)

hpv Belirtileri nelerdir? Tedavi Yöntemleri Nelerdir? korunma yöntemleri ?

Hastaların yaklaşık yüzde 30’unda siğillere sebep olan Human papilloma virüsü aslında 100’den fazla virüse verilen ortak isimdir. Bu virüsler, vücudun herhangi bir yerinde siğillere sebep olabilirler.

Hastalık çoğu zaman herhangi bir belirti vermez. Hastaların yaklaşık yüzde 30’unda siğil oluşur. Siğiller kadınlarda vajina, anüs ya da vulvada olabilir. Aynı zamanda kasıklarda, bacaklarda, boyunda, ağızda veya vücudun herhangi bir yerinde de bulunabilirler. Erkeklerde ise siğiller, genellikle penis veya torbalardadır.

Vajinal, anal veya oral seks esnasında cildin cilde teması sonucu bulaşır. Virüs cildin zayıfladığı bir noktadan vücuda girer ve derinin derinliklerine doğru ilerler. Burada aylar hatta yıllar boyunca sessiz kalabilir.

Krioterapi (Siğiller likit nitrojen ile dondurulur) Kimyasal asit uygulamaları: (triklorasetik asit, podofilin, podofilotoksin) Elektrokoterizasyon ( Siğiller elektrik akımı ile imha edilir.) Lazer tedavisi (Siğiller lazer ışını ile yok edilir) İlaç tedavileri: (Siğilin içine bu antiviral ilaç enjekte edilir.)

Özellikle cinsel ilişki esnasında vajen kuru ise zedelenmelere yol açabileceğinden, yeterli ıslaklığı sağlayacak bir nemlendirme maddesi kullanılması önerilir. Kadınlar, periyodik olarak pap-smear yaptırılmalı ve şüpheli durumlarda HPV tanısı için gereken tetkiklere başvurulmalıdır.

Bel soğukluğu (Gonore)

En fazla rastlanılan cinsel yolla bulaşan hastalıklardandır. Erkeklerde sık ve ağrılı idrara çıkma ve bol akıntı görülür, kadınlarda ise bol akıntı, adet düzensizliği, sık ve ağrılı idrara çıkma olur. Karın içi iltihaplarına, kısırlığa ve üreme organlarında abselere neden olur.

Gebe kadında doğum kanalından bebeğe bulaşabilir. Yeni doğan bebekte körlük, akciğer enfeksiyonu gibi hastalıklara yol açar.

Hastalık bulaştıktan 2-3 hafta sonra belirtiler başlar. Tedavisi mümkün ve kolay bir hastalıktır. Her iki eşin birlikte tedavi olması gereklidir. Her iki eş de iyileşmeden cinsel ilişkide bulunulmamalıdır. Eğer kadın gebe ise ve eşinde belsoğukluğu şüphesi varsa kondomsuz(kılıfsız) ilişkide bulunmamalıdır.

Frengi (Sifiliz)

Cinsel ilişki ile bulaşır. Hastalığı yapan etkenin vücuda giriş yerinde şişkin ve ağrısız bir yara oluşur. Bütün vücudu etkileyen bir hastalıktır..

Ciltte döküntüler ve özellikle kasıklarda şişlikler görülür. Erken fark edildiğinde tedavi edilebilir. Annede varsa bebeğe geçebilir. Tedavi edilmeyip ilerlerse, sinir sistemine zarar vererek körlüğe veya sağırlığa yol açar. Kalp hastalıklarına, vücudun bazı bölgelerinde urlara ve ölüme neden olur.

Hastanın tedaviden sonra bir yıl boyunca doktor tarafından izlenmesi gereklidir. Hasta eşiyle birlikte tedavi olmalı ve tedavisi bitmadan cinsel ilişkide bulunmamalıdır.

MOLLUSCUM CONTAGIOSUM

Molluscum contagiosum ciltte veya çok nadiren ağız içi veya vajina gibi müköz dokularda görülen, özellikle de cinsel yolla bulaşan bir hastalıktır. Molluscum contagiosum oldukça sık görülmektedir. Her altı kişiden biri hayatları boyunca molluscum contagiosum ile karşılaşmaktadır. Özellikle 1 ile 10 yaş arasında çocuklarda enfeksiyon daha sık olarak görülmektedir.

Molluscum contagiosum en sık olarak ortak kullanılan havlu ve giysilerden geçmektedir. Ayrıca cildin cilde teması ile de molluscum contagiosum bulaşabilmekte ve yayılabilir.

Molluscum contagiosum en sık olarak sıvı nitrojen veya nitröz oksit ile lezyonların dondurulması ile tedavi edilmektedir. Döküntülü hastalıklarda uygulanılan dondurma tedavilerine “krioterapi” veya “freezing” adı verilir.

HEPATİT B

Hepatit B aynı adı taşıyan virüsün karaciğere yerleşip orada çoğalarak karaciğeri tahrip etmesiyle ortaya çıkan bir hastalıktır. Dünyada cinsel temasla bulaşan hastalıkların en hızlı yayılanıdır. Tek kaynağı insandır.

Ülkemizde yaklaşık her 10 kişiden biri Hepatit B virüsü taşıyıcısıdır. Diğer tabiri ile Hbs Ag taşıyıcılığı pozitiftir. Hepatit B virüsü hasta ya da taşıyıcı kişilerin kanında ve tüm vücut sıvılarında ( tükürük, idrar, ter, semen, vajinal salgı gibi) bulunur. Hastalık sağlıklı kişilere bu vücut sıvılarının temas etmesiyle bulaşır.

Hepatit B hastalığı taşıyanlarda zaman içinde karaciğer yetmezliği, siroz ve karaciğer kanseri gibi durumların gelişme riski vardır. Hepatit B hastalığın veya taşıyıcılık durumunun tedavisi yoktur, tek korunma yolu aşılanmaktr.

HEPATİT C

Hepatit B’den daha nadir olarak görülen, ancak çok daha kötü sonuçlara yol açabilen ve Hepatit C virüsü yoluyla bulaşan bir viral bir enfeksiyondur.

Vücut Anti-HCV antikorları oluşturarak enfeksiyon oluşturmadan virüsü yok eder ve bu şekilde ömür boyu bağışıklık kazanılmış olur. Vücutta yeterli antikor cevabı oluşmaz ve virüs ömür boyu vücuda yerleşir. Bu şekilde kişi hastalanmasa da hastalığı taşır.

Hepatit C’de erken dönem tedavinin önemi ve doktor önerleri ve periodik kontrol/ilaç tedavisi çok önemlidir.

Hiv – AİDS (Acquired Immune Deficiency Syndrome)

İngilizce baş harflerinin kullanımı ile kısaltılan ve dilimize kazanılmış (Edinilmiş) Bağışıklık Eksikliği Sendromu (EBES)” olarak çevrilebilen viral (virüs kökenli) kökenli bir hastalıktır. Vücudun bağışıklık sistemini çökerten HIV virüsünün yol açtığı AIDS hastalığı dünyada her gün ortalama 16 bin kişiyi pençesine düşürmektedir.

AIDS; sarılma, aynı bardaktan su içme veya yemek yeme durumlarıyla geçmez. Hastalıklı kişilerin sivrisineklerle teması da hastalığı yaymaz. HIV virüsü tükürükte de tespit edilmiştir ancak öpüşmeyle bulaşma riskinin pek olmadığı düşünülmektedir.

Unutulmamalıdır ki, bir insanın sağlıklı görünmesi onun HIV taşımadığı anlamına gelmez. AIDS’in belirtileri zayıflamış bağışıklık sistemine özgü belirtilerdir. Bu yüzden bu belirtiler AIDS’in spesifik belirtileri değillerdir. Bugüne kadar bulunmuş ilaçlar, hastalığa yakalanmış kişilerde ancak yaşam sürelerini arttırabilmiştir. Henüz kesin bir tedavi şekli veya aşısı yoktur. O yüzden hastalığa yakalanmadan korunmak ve önlemler almak son derecede önemlidir.

Makalemizin sonuna gelirken , saglikicin.org olarak cinsel ilişkilerde bulaşan virüs ve hastalıkları değerlendirdiğimiz çalışmamızın sizler için yararlı bilğiler içerdiğini ve sizlerinde bundan yararlandığınızı umudediyor, konu hakkındaki diğer makaleleriminde dikkate olduğunu hatırlatarak, iyi okumalar dileriz.

grip olmayın

Sakın Grip Olmayın


grip olmayın
Size 1,5 ile 5 gün arasında zaman kaybettiriyor…

İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi Viroloji ve İmmünoloji Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Selim Badur, grip nedeniyle oluşan iş günü kaybının 1,5 ile 4,9 gün arasında değiştiğini, kayıpların toplum açısından büyük maliyetler yarattığını bildirdi.
Prof. Dr. Badur, yaptığı yazılı açıklamada, son 15 yıldır özellikle çocuklarda ve risk gruplarındaki kişilerde oluşturduğu olumsuzluklar üzerinde durulan gribin, son yıllarda çalışan kesim üzerindeki olumsuzluklarının da irdelenmeye başlandığını belirtti.
Son 13 yılın bilimsel makale taramalarının, gribin maliyetinin Almanya ve Fransa’da yılda 10-15 milyar dolara kadar yükseldiğini gösterdiğini ifade eden Prof. Dr. Badur, iş yerlerinde gribal enfeksiyonlara karşı mücadele etmenin ve salgın öncesinde gerekli tedbirleri almanın iş dünyası açısından hayati önem taşıdığını vurguladı.

Avrupa Grip Gözlem Komitesi (EISS) ile Avrupa Hastalıktan Korunma ve Kontrol Merkezi’nin (ECDC) 2008 yılı başında Avrupa’daki grip dalgası konusunda kamuoyunu bilgilendirdiğini ve gerekli önlemlerin alınması konusunda uyarıda bulunduğunu anımsatan Prof. Dr. Badur, Birleşmiş Milletler (BM) ve Dünya Bankası’nın da yayımladıkları raporda, grip ve kuş gribi konusunda uyarılarını tekrarladığını ifade etti.

Grip Performans Düşürüyor

Son 15 yılda, en fazla küçük çocuklarda etkili olan mevsimsel gribin, artık ciddi biçimde çalışan yetişkinler üzerinde olumsuz etkiler yarattığını ve iş gücü kayıplarına yol açtığını belirten Prof. Dr. Badur, şunları kaydetti:
”Gribin 3-4 günlük akut dönemini atlattıktan sonra işe dönen çalışanların performansı yüzde 80 düşüyor, tam olarak iyileşmeleri ise 1-2 haftayı buluyor. İş gücü kayıpları sadece yetişkinlerin kendi hastalığından kaynaklanmıyor, grip olan çocuklarına bakmak için evde kalan yetişkinlerin iş günü kayıpları da 7 güne kadar çıkıyor. Çocukları ile ilgilenmek zorunda kalan yetişkinler, iş yerine gelseler bile uykusuz oldukları için iyi bir performans gösteremiyor. Grip nedeniyle oluşan iş günü kaybı 1,5 ile 4,9 gün arasında değişiyor. İş günü kaybı ve hastalık sonrası işe dönen kişilerin düşük kapasiteyle çalışmaya devam etmelerinden doğan üretim kayıpları, toplum açısından büyük maliyetler yaratıyor.”

Grip Tedavisi

Gripten korunma ve aynı zamanda grip tedavisinin birçok etkili yöntemi olduğunu belirten Prof. Dr. Badur, açıklamasında, ”Gribin toplum üzerindeki ekonomik yükünü azaltmak için bu yöntemlerden faydalanılmalıdır. Özellikle toplu grip salgını ihtimalinin bulunduğu iş yerlerinde gerekli önlemleri almak, iş yeri sahibinin sorumluluğu olmalıdır. Bu bilinçle hareket etmek, iş yerlerindeki bu kayıpları da minimuma indirebilecek, diğer yandan da toplum sağlığı anlamında olumlu bir adım atılabilecektir” ifadesine yer verdi.

gripten korunmak

Gripten Korunmak İçin Basit Yöntemler


gripten korunmakSık sık ellerinizi yıkayın.

Sonbaharın gelmesi ve havaların aniden soğumasıyla birlikte birçok vatandaşın yakalandığı grip hastalığına karşı uzmanlar uyarılarda bulundu. Havaların soğumasıyla grip mevsiminin geldiğini belirten uzmanlar, hastalığa yakalanmak istemeyen vatandaşların önlemlerini bir an önce alması gerektiğini vurguluyor. Gribin en yaygın bulaşma sebebinin ortak kullanılan eşyalar olduğunu dile getiren uzmanlar, hastalıktan korunmanın en etkili yönteminin gribe karşı aşı olmak olduğunu belirtiyor. Uzmanlar, gripten korunmak isteyen vatandaşların gün içinde sık sık ellerini yıkaması gerektiğini ifade ediyor.

Memorial Suadiye Tıp Merkezi Göğüs Hastalıkları Bölümü’nde görevli Uzman Doktor İlkay Keskinel, grip ve grip aşısı hakkında bilgi verdi. Havların soğuması ile birlikte grip mevsiminin geldiği uyarısında bulunan Keskinel, hastalığın mikrobu taşıyan kişilerin öksürmesi ve hapşırması ile havaya yayılan mikroplar ve doğrudan temasla bulaştığını aktardı. Genellikle 1-2 hafta içinde hastalıkta iyileşme görüldüğünü bildiren Keskinel, hastalığın özellikle diyabetli, yaşlı, solunum sistemi ve kalpte kronik hastalığı olan kişilerde daha da ağır seyredebileceğini söyledi.

Gribin bir virüs hastalığı olduğu için antibiyotik ilaçların tedavide işe yaramayacağını aktaran Keskinel, hastalara bol bol sıvı almaları ve dinlenmeleri uyarısında bulundu. Hastalıktan korunmanın en etkili yollarından bir tanesinin de virüsten uzak durmak olduğunu aktaran Keskinel, “Gripten korunmada gripli kişilerle temastan kaçınılması, ellerin sık sık yıkanması (örn. tokalaşma sonrası), kapalı kalabalık ortamlardan kaçınılması ve grip aşısı önerilebilir.” şeklinde konuştu.

“6 AYDAN KÜÇÜK ÇOCUĞA GRİP AŞISI YAPTIRMAYIN”

Grip virüsünün sürekli tip değiştiren bir virüs olduğunu hatırlatan Keskinel, Dünya Sağlık Örgütü’nün her yıl o sene sık görülen virüs tiplerini belirleyerek buna göre aşı hazırladığını dile getirdi. Grip aşısının uygulandıktan 10-15 gün sonra etkisini gösterdiğini belirten Keskinel, “Bu nedenle sonbahar başlarında yapılması önerilmektedir. Tüm kış boyunca yapılmasının bir sakıncası yoktur, erken yapılmasının nedeni, bağışıklığın bir an önce başlamasının sağlanmasıdır. Bu arada, çoğunlukla koruyucu olsa da grip aşısı yapılması, kişinin o yıl asla grip olmayacağı anlamına gelmez. Aşının koruyuculuğu, yüzde 60-80 arasında değişmektedir. Ayrıca grip aşısı gribe benzer diğer hastalıklardan (nezle gibi) korumamaktadır.” diye konuştu.

65 yaş üzerindeki insanlar, astım bronşit gibi hastalık taşıyanlar, kronik kalp ve damar hastaları ile şeker hastaları ve kan hastalığı taşıyanların grip aşısını mutlaka yaptırması gerektiğini ifade eden Keskinel, 6 aydan küçük çocuklara grip aşısının kesinlikle yapılmaması gerektiği uyarısında bulundu. Keskinel, “Aşı, tavuk yumurtasında hazırlandığından yumurta alerjisi olanlara, aşının içeriğine alerjisi bulunanlara, Guillain-Barré Sendromu adı verilen nörolojik bir hastalığı olanlara ve 6 aydan küçük bebeklere uygulanmamalıdır. Grup aşısı yapılacağı zaman ateşli bir hastalık geçirmekte olanların da, rahatsızlıkları düzelene kadar aşıyı ertelemesi önerilmektedir.” ifadelerini kullandı.

aids

AIDS’in Tedavi Yöntemleri

aids

HİV Virüsü Vücudu Nasıl Etkiler?

Normalde HİV virüsünün kendisinin hastalık yapıcı bir özelliği yok bunu çok iyi değerlendirmek lazım. HİV virüsü vücudun bağışıklık sistemini çökerterek bağışıklı sistemi çöktükten sonra da bir takım hadiseler söz konusu. Bağışıklık sistemi çöktükten sonra birçok enfeksiyona açık hale geliyorsunuz. Dolayısıyla yani özellikle mantar enfeksiyonları başta olmak üzere sistemik tüm vücuda yayılan bir sürü enfeksiyon ortaya çıkmaktadır. Bunlar içerisinde akciğer enfeksiyonları, tüberkiloz vs. gibi müzmin olan enfeksiyonlar aktif hale gelmektedir. Bunun dışında yine vücudun savunma mekanizması ortadan kalktığı için birçok kanser türü hastalığa da veya tümöral hadiselere de vücut açık hale gelmektedir. Neticede de AIDS hastalığında bu enfeksiyonların veya tümöral hadiselerin veya bu tür kanserlerin bulgularıyla hastada karşılaşılmaktadır.

AIDS’in Tedavi Yöntemleri

Bugün dünyada tedavi araştırmalarına en fazla ödenek ve para ayrılan, üzerinde en çok araştırma yapılan hastalıklardan bir tanesi belkide birincisi AIDS’tir. Ama bütün bu çalışmalara rağmen maalesef bugün ne tam koruyucu anlamında bir aşı üretilmiş ne de %100 tedavi diyebileceğimiz bir tedavi söz konusu değil. Bugün genelde kullanılan ilaçlar antiretroviral denilen HİV virüsüne etkili, onun gelişimini veya üremesinin durduran, çoğalmasını azaltan ilaçlardır. Bir de özellikle vücudun bağışıklık sistemini güçlendirici tedaviler söz konusu. Bu iki ana ayak üzerinde bina edilmektedir bugün AIDS tedavisi.

Antiretroviral denilen virüse etkili bir takım ilaçlar var ve bunların kullanımı özellikle portör denilen taşıyıcılık Hiv Pozitifliği süresini uzatmakta AIDS hastalığının ortaya çıkmasını geciktirmekte ve aynı zamanda hastalığın seyrinde de daha fazla enfeksiyon ve kanser türü hastalıkların ortaya çıkışını azaltmaktadır.Bugün dünyada tedavi araştırmalarına en fazla ödenek ve para ayrılan, üzerinde en çok araştırma yapılan hastalıklardan bir tanesi belkide birincisi AIDS’tir. Ama bütün bu çalışmalara rağmen maalesef bugün ne tam koruyucu anlamında bir aşı üretilmiş ne de %100 tedavi diyebileceğimiz bir tedavi söz konusu değil. Bugün genelde kullanılan ilaçlar antiretroviral denilen HİV virüsüne etkili, onun gelişimini […]

aids nasıl anlaşılır

AIDS Nasıl Anlaşılır?

aids nasıl anlaşılırAIDS Nasıl Anlaşılır?

Şüpheli temastan sonra HİV virüsünün bulaşıp bulaşmadığını ilk zamanlarda anlama imkanı yoktur. Doğrusu AIDS dediğimiz hastalık ortaya çıkmadan önce de eğer herhangi bir tetkit yapılmamışsa AIDS’in bulaştığını tespit etmenin imkanı söz konusu değil. Ancak şüpheli temastan sonra genelde bu enfeksiyonun ortaya konabilmesi için HİV’e karşı vücutta bağışıklık cisimciklerinin oluşması gerekir. Bu cisimciklerin oluşması da ortalama 2-3 ayı bulmaktadır.

Aids Testi

Bugün laboratuvarlarda tarama testi olarak da kullanılan Anti Hiv denilen testte normalde şüpheli temastan sonra geçen 2-3 aylık süreden sonra ancak pozitifleşebilmekte. Ancak son zamanlarda hem antijen hemde antikor özelliğine de Hiv Combo dediğimiz bir takım yeni tarama testleri de laboratuvar tetkikleri arasına girmiş durumda. Onlarda yapılan testlerde şüpheli temastan sonra ki 15 gün içerisinde bu enfeksiyona tanı koyma imkanı olabilmektedir. Ayrıca yine Psiar denilen yöntemle bu genetik bir araştırma çok düşük düzeydeki kanda mevcut olan virüse ait genetik kodların üretilerek çoğaltılarak yapıldığı bir test. Bu Psiar testleriyle de yani şüpheli temastan 15 gün kadar sonra veya 2-3 hafta sonra bu tanıyı koyma imkanı var.

bulaşıcı hastalıklar

Cinsel Hastalıklardan Herkes Risk Altında

bulaşıcı hastalıklarCinsel Hastalıklardan Herkes Risk Altında

Cinsel yolla bulaşan hastalıklar (CYBH), özellikle nüfusu kalabalık olan şehirlerde daha önemli bir sorun olarak karşımıza çıkmaktadır. Çok çeşitli şehirlerden ve hatta ülkelerden, çeşitli kültürlerden gelen insanların fazlaca yaşadığı yerlerde elbette kaçınılmaz olarak bu tür hastalıklar daha fazla görülür.

Korunma yollarına girmeden önce bu hastalıkların çok kısa bir özetini yapmakta fayda var:

CYBH başlığı altında toplanan hastalıklar hayatı tehdit eden hastalıklar olabileceği gibi (AIDS ve Hepatit B gibi); hayati tehlikesi olmayan ancak kalıcı hasarlar bırakabilen hastalıklar (erkekte ve kadında kısırlığa neden olan enfeksiyonlar, özellikle kadında kalıcı ağrılar ve diğer jinekolojik belirtilere yol açan enfeksiyonlar) şeklinde; ya da enfeksiyon süresince çok çeşitli belirtilere yol açan, kişiyi rahatsız eden ve daha sonra giderek hafifleyen seyir izleyecek şekilde olabilir (kadında vajinit ve bazı sistit türleri gibi).

Cinsel Yolla Bulaşan Hastalıklar

CYBH’ler kadının anatomik özellikleri nedeniyle erkekten kadına daha kolay bulaşırlar. Hayatı tehdit eden enfeksiyonlar hariç, diğerleri genellikle kadınlarda daha kolay kalıcı hasar bırakırlar ve daha şiddetli belirtilere neden olurlar. CYBH’lerin önemli bir kısmı kronik seyirlidir, yani bir kez bulaştıktan sonra hiçbir belirti vermese de vücutta enfeksiyon etmeni yaşamaya devam eder. CYBH’ler arasında virüslere bağlı oluşanlar için henüz kesin etkili bir tedavi şekli geliştirilememiştir.

Tüm bu özellikleri nedeniyle CYBH’ler önemli bir sağlık sorunudur ve bu konuda bilgisi olmayanları daha kolay “vurur”.

Korunma

Cinsel yolla bulaşan hastalıklardan bireysel düzeyde korunmanın en etkili yolu hastalık riski taşıyan şüpheli kişilerle (hayat kadınları, hayat kadınlarıyla birlikte olduğu bilinen kişiler, çok sayıda partneri olan ya da olmuş kişiler) ilişkiye girmekten kaçınmaktır.

Ancak unutulmamalıdır ki bariz olarak şüpheli olmayan biriyle beraber olunduğunda da hastalık bulaşabilir. O yüzden ikinci basamak, hakkında bilgi sahibi olunmayan bir kişiyle, ne kadar “temiz” görünürse görünsün, ilişkide prezervatif kullanmaktır.

Prezervatifler arasında lateks yapılı olan ve spermisit içerenler tercih edilmelidir (spermisitlerin aynı zamanda mikroorganizmaları etkisiz hale getirebilme özellikleri de bulunmaktadır). Prezervatif bir kez kullanılmalı ve ilişki sonrası çıkartıldıktan sonra poşete koyularak atılmalı ve eller sabunlu suyla yıkanmalıdır.

Prezervatif kullanımı yıllar boyu erkeklerin tekelinde ve inisiyatifinde kalmıştır. Son yıllarda ise kadınların kullanımına uygun olarak geliştirilen prezervatifler Amerika’da ve bazı Avrupa ülkelerinde kullanılmaya başlanmıştır. Ülkemize de girmiş olan bu ürünlerin çok yakında yaygın olarak kullanılacağını düşünüyorum.

Ne kadar etkili korunma olursa olsun cinsel yolla bulaşan hastalıklar açısından herkes risk altındadır. Bu hastalıkların çoğunda erken tanı ve tedavi hem kişinin sağlığının tekrar oluşturulması, hem de hastalığın daha çok bulaşmasının engellenmesi açısından önemlidir. Her bireyin CYBH grubunda yer alan hastalıkların genel belirtilerini bilmesi çekinmeden doktora başvurması önemlidir.

cinsel hastalıklar

CUBH-Cinsel Yolla Bulaşan Hastalıklar Nelerdir

cinsel hastalıklarÇeşitli Cinsel Hastalıklar

Bu başlık altında toplanan hastalıklar (CUBH)  iki insan arasında oluşan cinsel nitelikli yakın temasla bulaşan mikrobik (bakteri, virüs, parazitlere bağlı) hastalıklardır. Önceleri zührevi hastalıklar olarak anılan bu hastalıkların bir kısmı yalızca genital bölgede belirtilere neden olurken (kadında vajinal akıntı, erkekte üretradan akıntı, her iki cinste genital bölgede ülser gibi), diğer bir kısmı tüm vücudu etkileyen genel belirtilere neden olurlar (frengi, hepatit B ve AIDS gibi).

Bu hastalıkların bir kısmı için en önemli bulaşma yolu iki insanın cinsel nitelikli yakın teması iken (genital siğil, herpes simpleks, vajinit gibi), diğer bir kısım hastalıklar cinsel yolla bulaşmaya ek olarak kan yoluyla (AIDS ve hepatit B’nin virüsü taşıyan kanın nakledilmesiyle bulaşması gibi, anneden bebeğine henüz doğmadan frengi bulaşması gibi) ve cinsel ilişki dışındaki yakın temasla da bulaşabilmektedir (anneden bebeğine doğum esnasında ya da doğum sonrasında emzirme ve bakım esnasında bulaşan genital siğil, herpes simpleks ve hepatit B gibi, aile içinde günlük yaşam koşullarının paylaşılması sonucu bulaşan hepatit B gibi).

CUBH

Bu gruptaki hastalıkların bulaşması için heteroseksüel ilişki (kadın-erkek cinsel ilişkisi) koşul olmadığı gibi, bulaşma için gerçek cinsel ilişki olmaksızın enfeksiyonu taşıyan birinin genital bölgesiyle yakın temas bile hastalığı almak için yeterli olabilmektedir (genital siğil gibi). Cinsel yolla bulaşan hastalıklar tüm diğer bulaşıcı hastalıklar gibi bildirimi zorunlu hastalıklar grubunda yer alırlar.

Bu hastalıkların çoğu için cinsel ilişki dışında da çeşitli bulaşma yolları mevcuttur. Bu yüzden bu hastalıklardan birine yakalanan kişinin partnerini, ya da partnerin hastalığa yakalanan kişiyi sadakatsizlikle itham etmesi haksızlık olabilir. Dahası CUBH’larda görülen belirtiler başka hastalıklarda da görülebilir ve yalnızca belirtilere dayanarak, tanı konmadan karşı tarafı suçlamak anlamsızdır.

Cinsel yolla bulaşan bir hastalığı olan kişinin hastalığın varolduğu zaman dilimi içinde ilişkide bulunduğu kişilere durumu bildirmesi ve bu kişilerin de kontrolden geçmeleri için uyarıda bulunması; tedavi bitene kadar, doktorun belirlediği süre içerisinde hiçbir cinsel aktivitede bulunmaması ya da doktorun izniyle prezervatif koruyuculuğu altında ilişkide bulunması partner(ler)ine ve topluma karşı en önemli sorumluluğudur.

beta mikrobu

Beta Mikrobu

beta mikrobuBeta mikrobu nedir ?

“Beta mikrobu” diye bilinen mikroorganizma boğazda iltihaplanma yapan bir çeşit bakteridir. Tıp dilinde A grubu beta hemolitik streptokok olarak adlandırılır. Bulaşıcıdır ve bazı ciddi komplikasyonlara yol açabildiği için halk arasında özel önem verilir. Özellikle çocuk ve genç erişkinlerde görülür. İnsanların bir arada bulunduğu okul, sinema salonu gibi kapalı ve havalanması yetersiz ortamlarda kolaylıkla bulunur. Damlacık enfeksiyonu denilen öksürük, hapşırık ve yakın konuşma ve öpme gibi yakın temas ile ve solunum yoluyla insandan insana çok kolay bulaşır.

Beta mikrobu varlığı nasıl anlaşılır ?

Boğaz ağrısı, yüksek ateş, yutma güçlüğü, iştahsızlık, halsizlik, karın ağrısı, bulantı ve kusma ilk belirtilerdir. Boğazda kızarıklık, bademciklerde şişme ve kızarıklık veya üzerinde plak denilen oluşumlar gözlenebilir. Çene altı bezelerinde şişme ve basmakla ağrı vardır. Eklemlerde ağrı ve hassasiyet olabilir. Hasta ateşli, halsizdir, bir şey yiyip içemez.

Beta mikrobu çok yaygın mıdır ?

Özellikle kış aylarında ortamların yeterli havalandırılmamaları sonucu daha sık rastlanır. Ancak her boğaz iltihabı beta değildir. Sayıyla söylemek gerekirse ateşli boğaz yakınmalarının % 10-15 kadarında Beta (=A grubu beta hemolitik streptokok) mikrobu vardır. Ancak okul benzeri ortamlarda hızlı yayılımı nedeniyle daha fazla imiş gibi değerlendirilir .

Boğazına bakarak beta var diyebilirim ?

Hayır. Çoğu kez yanıltıcıdır. Öyle ki Doktorunuz bile boğaz kültürüne gerek görecektir. Bu tablo diğer bazı hastalık tabloları ( kızıl, peritonsiller abse, enfeeksiyöz mononükleoz gibi ) ile karışabilecektir. Yine burun boğaz yakınmaları ile birlikte görülebildiği için sinüzit, farenit, tonsillit, orta kulak iltihabı ve akciğer enfeksiyonları ile de karışabilir.

Hastalık kaç gün sürer ?

Uygun tedavi ile boğaz ağrısı ve ateş 3-5 günde düşer, ancak genel tablo 1-2 hafta sürebilir.
Sınıf arkadaşında beta varmış ama çocuğumda bir şey olmadı.
Bunu söylemekte acele etmeyin. Çünkü mikrop alındıktan 10 gün kadar sonra hastalık tablosu yaratabilir. Buna uygun önlemleri almanızda yarar vardır. Ancak mikrop almamış da olabilir.

Hasta olmayanda da beta olabilir mi ?

Evet. Bazı kişilerde hastalık belirtileri olmaksızın mikrop bulunur. Bunlara taşıyıcı denilir. Taşıyıcılık da az değildir.

Beta için mutlaka penisilin iğnesi gerekir mi ?

Hayır. Her beta mikrobunda enjeksiyon gerekli olmayabilir. Ancak buna doktorunuz karar verecektir. Tablonun durumuna göre ağız yoluyla kullanılan penisilin verilebilir. Ancak süre en az on gün olacaktır. Tedavinin yarıda kesilmemesi çok önemlidir. Yapılan kontrol kültürlerinin sonucuna göre iğne (=enjeksiyon) formuna gerek duyulabilecektir.

Penisilin iğnesi tehlikeli değil mi ?

Evet çok seyrek görülse de penisilin allerjisi bir gerçektir. Ancak bu olay abartılmamalıdır. Hastane ortamında doktor gözetiminde ve gerekli görüldüğü zaman mutlaka yapılmalıdır. Ancak doktorunuz da çoğu kez tablonun ağırlığına göre evde ve ağız yolu ile alınan penisilinleri önerecektir.

Tedavi kaç gün sürer ?

A grubu beta hemolitik streptokok tedavisi en az 10 gün sürer. Doktorunuz tabloya göre ev ve yatak istirahatini düzenleyecektir. Hafif formlarda antibiyotik tedavisinin 3.cü gününden itibaren okula gidebilecektir.

Beta mikrobu yok edilemezse ne olur ?

A grubu beta hemolitik streptokok enfeksiyonunun en önemli yönü burasıdır. Yeterli veya uygun şekilde tedavi edilmeyen mikrop vücutta daha sonra ateşli romatizma, kalp romatizması, eklem iltihapları ve böbrek iltihapları ortaya çıkarabilir. Bunlar antibiotik çağında çok seyrek görülseler de aileler için gerçekten ürkütücü komplikasyonlardır. Bu nedenle her boğaz ağrısı ve ateşli tablo mutlaka Kulak Burun Boğaz Uzmanı tarafından değerlendirilmeli ve gerekli tedavisi mutlaka yapılmalıdır. Hatta ev veya okulda yakın ilişkide bulunulan kişilerde geçirilen bir A Grubu beta Hemolitik Streptokok enfeksiyonunu öğrendiyseniz hasta olmayı beklemeden doktorunuza başvurmalısınız.

Boğaz kültürü temiz çıkınca kurtulmuş oluyor muyuz ?

Hayır. Boğaz kültüründe üreme olmaması sizi sevindirmemelidir. Kültür alımı uygun şekilde yapılmamış olabilir. Hatta bademciğin girintilerinde veya içinde de Beta Hemolitik Streptokok mikrobu barınabilir. Bu nedenle enfeksiyon tedavi edildikten sonra birer hafta ara ile yapılan üst üste üç kültür de normal olarak bulunmadıkça mikrop yokolmuş denilemez.

Tedavi evde yapılabilir mi ?

Evet. Doktorunuz başka bir öneride bulunmamışsa verdiği ilaçları evde alarak kullanabilirsiniz. Bu arada hastanın bol sıvı ve yumuşak gıdalar alması, solunum havasının temizlenmesi, nemlendirilmesi ve sağlam kişilerden bir süre uzak tutularak istirahat etmesi sağlanmalıdır. Eklem etkilenimi şüphesi varsa yatak istirahati kesin olup süresi uzun tutulmalıdır. Ev tedavisinde en önemli konu yakınmaların azalmasına karşın tedavinin mutlaka tamamlanmasıdır.

Evde tedavi sırasında tablo kötüleşebilir mi ?

Evet. Bazen başka komplikasyonların gelişimi olabilir. Eklem kızarıklığı, ağrısı, şişliği, bulantı kusma, solunum sıkıntısı, kulak akıntısı, şiddetli başağrısı, burun tıkanıklığı, ateşin düşüp yeniden artması, dalgınlık, kalp atımında düzensizlik gibi belirtilerin varlığında derhal doktorunuza haber vermelisiniz.

Koruyucu iğne yaptırmalı mıyım ?

Halk arasında koruyucu olarak bilinen uzun etkili, depo penisilinler ancak Kulak Burun Boğaz Uzmanınız gerek görürse yapılabilir. Bunun süresini dozunu doktorunuz belirleyecektir.

aids önlem

AIDS – HIV ve HBV ye Karşı Alınması Gereken Önlemler

aids önlemHIV ve HBV ye Karşı Alınması Gereken Önlemler

I. Açık cilt lezyonları olan sağlık bakım elemanlarının alması gereken önlemler
Bunlar direk hasta bakımı yapmamalı ya da durum ke­sinleşinceye kadar kontamine araçları çıplak elle tutma­malıdırlar.

II. Direk hasta bakımı veren sağlık bakım elemanlarının alması gereken önlemler

A. Tek kullanımlık eldiven giymeyi gerektiren durumlar
1. Cilt bütünlüğü bozulmuş tüm hastalarla temas, giysi­lerin değiştirilmesi, oral, nazal ya da endotrakeal as-pirasyon, nazogastrik tüp uygulaması, oral bakım veya termometreleri tutarken,
2. Arter ya da vene girme, arteryal infüzyondan kan as-pire etme, Swan-Ganz ya da Hickman kateterleri ve­ya diğer vasküler giriş araçlarını elle tutma, laboratu­ar ya da yataktaki analizler için kan veya vücut sıvı örneklerini alma veya bu örneklerin elde tutulması sı­rasında,
3. Vaginal kanama veya inkontinans için kullanılan pe­rine pedlerinin değiştirilmesi sırasında,
4. Kan veya kan ürünlerinin değiştirilmesi, verilmesi ya da asılması sırasında,
5. Sürgü, ördek ve böbrek küvetler boşaltılırken ve sto-ma bakımı verilirken tek kullanımlık eldiven giyilir.

B. Eldiven yırtılır ya da delinirse çıkarılır, eller yıkanır ve yeni eldiven kullanılır

C. Eller kan ya da vücut sıvılarıyla kirlendiğinde, hasta­dan hastaya geçerken, kirlenmiş cansız objelere doku­nulduktan sonra hemen yıkanmalıdır

D. Travmalı hastaların resüsitasyonu ya da acil doğumlardaki gibi kan veya diğer vücut sıvılarına aşırı derecede maruz kalma olasılığnda eldivenle birlikte maske, göm­lek ve gözlük gibi uygun engel oluşturacak giysiler giyilir

D. Kan veya vücut sıvılarıyla kirlenmiş giysiler veya örtü­ler düzenli olarak çamaşırhaneye gönderilip yıkanır.

1. Ağızdan ağıza suni solunumun yerine suni hava yo­lu ve resüsitasyon araçları kullanılır.

2. Batma yaralanmaları riskini arttırdığından dolayı iğ­neler kullanıldıktan sonra uçlarına takılmaz, bükül­mez ya da kırılmaz. Acil işlemler sırasında iğneler de-linmez kutulara direk olarak atılır. İğnelerin yatak üs­tüne, yatak kenarlarına, yerlere düşmemesi için bü­yük çaba gösterilir.

III. İndirek hasta bakımı veren sağlık bakım elemanlarının alması gereken önlemler

A. Tekrar kullanılacak kesici aletler temizlendikten sonra özel koruyucu kaplarında taşınır, elde taşınmaz.

B. Araçlar üzerindeki kan ve dokuların tümüfırçalandık-tan sonra dezenfekte edilir. Temizliği yapan kişiler el­diven giyer. Personel, hasta banyolarındaki kirli mad­delere dokunma sırasında eldiven ve torba kullanmaya cesaretlendirilir.

C. Kan ve vücut sıvılarıyla kirlenmiş özel analiz materyalle­ri ve izleme araçları, acil sedyeler, çalışma alanları, ban­kolar emici havlularla temizlenir ve daha sonra uygun dezenfektanlarla yıkanır. Ancak kullanılacak dezenfek­tan ajanların aletleri bozucu etkisi bilinmeli, özellikle alü­minyum gibi metallerde aşındırıcı olduğundan dolayı sodyum hipoklorid kullanımında dikkatli olunmalıdır.

D. Atıklar uygun şekilde yok edilirler

1. Kan, vücut sıvı atıkları ya da diğer kirli sıvılar uygun şekilde bir atık yerine boşaltılır, kanalizasyon sistemi içinde yıkanır.
2. Katı kirlenmiş maddeler dayanıklı plastik torbalara konulur, etiketlenir ve hastanenin kirli maddeler için belirlenen yöntemine göre imha edilir.

IV. ABD Hastalık Kontrol Komitesi’nin Enfeksiyon Kontrolü İçin Önerdiği Protokol
A. Eğer birey enfekte kan veya vücut sıvıları ile temas ederse, gözlere, yüze, ya da açık cilt lezyonlan üzerine kan veya vücut sıvıları sıçrarsa bu önemli bir risktir.

B. HIVli olduğu düşünülen bireyin olası bulaştırıcılığını belirleyebilmek için birey klinik ve epidemiyolojik ola­rak değerlendirilir. Enfekte hasta, insidans ve serolojik testler hakkında bilgilendirilir.

C. HIV enfeksiyonu bulaşmış bireye olabildiği kadar ça­buk serolojik testler yapılır. Eğer kaynak kişi HIV bul­gularına sahip bir AİDS’ti ise, test tekrarlanır-

1. HIV enfeksiyonuna yeni maruz kalmış birinin testle­ri negatif sonuçlanırsa, test 6 hafta içinde tekrarlanır ve geçiş olup olmadığını belirlemek için periyodik olarak 3. 6. ve 12. aylarda tekrar test yapılır.

2. Yeni olarak maruz kalan birey özellikle ilk 6-12. haf­talarda gözlenir.
HIV, HBV ve diğer kanla geçen hastalıklar için kan en önemli kaynaktır. Semen ve vajinal sıvılar yoluyla enfeksiyon geçişi genel­likle seksüel yolla olmasına rağmen bu sıvılarla temasta da önlem­ler uygulanır. Aynı zamanda dokular, serebrospinal sıvı, sinovial, peritoneal, perikardial, amniyotik sıvı ve diğer bilinmeyen sıvılarla bulaşma riskine karşı da önlemler uygulanır. Feçes, nazal sekres-yon, ter, gözyaşı, idrar ya da kusmuk kanla bulaşmadıkça önlem almaya gerek yoktur. Bu sıvılar ve materyallerden HBV ve HIV ge­çiş riski çok düşük veya yoktur.

Çoğu hastanede enfeksiyon kontrolünü sağlayan komite genel­likle acildeki enfeksiyon kontrolünden de sorumludur. Sorumluluk-lan; enfeksiyon riskini azaltma konusunda eğitim, izolasyon ön­lemleri, mesleki risklerin yönetimi ve yeni çalışmaya başlayanlar için oryantasyon programlarıdır. Enfeksiyon kontrol komitesi üye­leri, acil ünitesinde politika ve yöntemlerin geliştirilmesinde konsül-tan olarak da görev alırlar.

Bazı enfeksiyon hastalıktan il ve bölgesel düzenlenmelere göre kaydedilir. Kaydetme genellikle kontrol komitesi üyelerinin sorum­luluğundadır. Acil ünitesinde kayıtların hangi hastalıkla ilişkili ol­duğu önemlidir. Uygun kişi veya ajanın kaydedilmesinde hastane­nin politikası izlenir.