Kategori arşivi: Beslenme

muz

Haftada 4 Kez Yiyin Uzun Yaşayın!

muzMuz Mucizesi

Birçok hastalığa derman olan bu meyveyi tüketen kişi, kanserden de korunmuş oluyor.

Sağlıklı meyvelerin baş köşesine yerleştirilen muzun temel özelliği, en güçlü potasyum depolarından biri olması.Tansiyonu düşürme, kalbi aritmilerden koruma, kas güçsüzlüğünü azaltma gibi onlarca faydası var. Bu bilgiler kulaktan dolma değil. Prof.Dr. Osman Müftüoğlu’nun muza dair yazısından aldığımız değerli notlar.

Uyku derdiniz varsa, tansiyonunuz dengesizse, stresliyseniz ve böbrek derdiniz bulunuyorsa mutlaka bunları aklınızın bir köşesine yazın.

MUTLU EDER

Muz yemek sizi gerçekten mutlu eder. Bunun nedeni serotonin isimli doğal kimyasalın salgılanmasına destek olması, beyni adeta serotonine boğup mutluluk sarhoşu haline getirmesi.

Yüksek miktarda serotonin beyne sadece iyilik hissi, keyif ve mutluluk da vermez, aynı zamanda daha iyi iletişim kurmanızı sağlar.

MUZ YİYEN HIZLI DÜŞÜNÜR

Tenis şampiyonalarında dünyaca ünlü tenisçilerin maç aralarındaki kısa dinlenmeleri ‘yarım muz’ ile değerlendirmelerinin nedeni yalnızca muzun ve özellikle de içindeki potasyumun sağladığı hızlı enerji değildir.

Muzun, çabuk karar vermeye, konsantrasyona yaptığı olağanüstü katkıdır. Muzun yorgunluğu ve sinir zafiyetini giderdiğini de bir kenara not edelim.

GÜNDE 2 MUZ TANSİYONU DÜZENLİYOR

Muzu sağlıklımeyvelerin başköşesine yerleştiren temel özelliklerinden biri bilinen en güçlüpotasyumdepolarından biri olması.

Bir muzda ortalama 400-450 mg civarında potasyum vardır. Potasyum her şeyden önce en önemli yaşamsalminerallerden biri.

Tansiyonu düşürmede, dengelemede son derece önemli görevler üstlenir. Yakın zamanda yapılan bir çalışma günde iki muz tüketen hafif hipertansiyonluların çoğunda tansiyonun ilaç kullanmadan bile ayarlanabileceği gösterildi.

KALBİ KORUR

Potasyumdan zengin olma özelliği muzu kalbi aritmilerden koruma, kas güçsüzlüğünü azaltma, kas-sinir ilişkisini iyileştirme gibi özelliklerle de taçlandırır.

Hipertansiyon konusundaki olumlu katkısı da çok önemli bir nokta.

STRESE EN İYİ ÇÖZÜM

Muzda pek çok vitamin de var. Ama özellikle bol bulunan vitaminlerin başında B6 geliyor. Bilindiği gibi B6 vitamini sinir sisteminin sağlığı özellikle strese karşı mücadelesi için çok önemli bir doğal madde.

İşte bu nedenle ‘Strese karşı muz’ formülü son derece mantıklı ve etkili bir çözüm. Sabahla öğle aralığında tüketeceğiniz bir muzla daha keyifli, sakin ve stressiz bir gün geçireceğinize emin olabilirsiniz.

BU KANSER TÜRLERİNDEN KORUYOR

Bilindiği gibi bir çok kanser türü var. B6 vitamininden zengin yapısı muzu iyi bir kanser savunucusu yapıyor.

Özellikle kalın bağırsak ve rektumda oluşan kanserlerle böbrek kanserine karşı korunmada muz oldukça etkili.

HAFTADA 4 MUZ YİYEN…

Bir araştırma, haftada dört muz tüketenlerde böbrek kanseri riskinin yarı yarıya düştüğünü ortaya koydu.

Bir başka araştırma da B6 vitamininden zengin beslenmenin kalın bağırsak ve rektum kanseri olasılığını neredeyse yüzde yüz düşürüyor.

KABIZLIK VE İSHAL İÇİN İYİ

Muzun daha pek çok marifetleri var. İsterseniz onları da sıralayalım. Muz, posadan zengin yapısı nedeniyle de önemli bir meyve.

Bağırsak fonksiyonlarını dengeliyor. Kabızlığa da, ishale de iyi geliyor. Ayrıca bağırsağın probiyotik gücünü de artırdığı için bağışıklık sistemini de güçlendirdiği biliniyor.

Muzda B1 vitamininin C, D ve E vitaminlerinin ayrıca folik asitin de bulunduğu belirlenmiş.

MİDEYE OLAN FAYDALARI

Çok fazla olmasa da diğer meyvelerle karşılaştırıldığında demir ve magnezyumdan da zengin bir yapısı var. Yani vitamin ve mineral muhtevası çoğu meyveyle karşılaştırıldığında oldukça fazla.

Muzun ‘midevi’ yararları olduğu da biliniyor. Reflüsü, ülseri olanlara özellikle ara öğünlerde muz tavsiye ediliyor. Muz, bitkisel protein bakımından da güçlü bir meyve…

CİNSELLİĞİ ARTIRIYOR AMA…

Muzun cinsel güce de olumlu etkisi var. Ancak bir muzda ortalama 100-125 kalorii bulunduğu düşünülecek olursa kilo aldırma riski de var.

Yani eğer muzun kabahatlerinden bahsedecek olursak kalori içeriğinin biraz fazla olduğunu söyleyebiliriz. Ayrıca glisemik yük bakımından da dikkatli tüketilmesi gereken bir yiyecek. Çünkü glisemik indeksi 50’nin üzerinde. Ama bu iki nokta sadece kilo sorunu olanlar için geçerli. Eğer böyle bir sorununuz varsa ara öğünlerde bir değil de yarım muz yemeniz daha isabetli olacaktır.

laktoz intoleransı

Laktoz İntoleransı

 

laktoz intoleransı

En Yoğun Laktoz Anne Sütündedir

Süt şekeri (karbonhidratı) diye de bilinen laktoz, anne sütünde % 6,5-7, hayvan sütlerinde ise % 4,5-5 oranında bulunur. Sütte başka şeker kaynağı bulunmaz. İnce barsakta laktaz enzimi ile parçalanır, kana geçer. Laktoz intoleransı veya sütü sindirememe, süt şekeri alerjisi 3 aşamada incelenir. Okumaya devam et

kefir

Kefir Nedir Nasıl Oluşur

kefirKefir Nedir

Kefir taneleri sütü fermente edici rol oynar. En önemli özelliği fermantasyon sonunda süzülerek tekrar kullanılabilmesidir. Bu taneler kazein ve birbirleri ile ortak yaşayan mikroorganizmaların meydana getirdiği jelatinimsi koloniler oluştururlar.

Çok karışık bir mikrobiyolojik yapıya sahiptir. Değişik araştırmacılar, değişik bölgelerden aldıkları kefir tanelerinde farklı sayıda, oranda ve cinste mikroorganizma tespit etmiştir. Tanede genel olarak laktik asit bakterileri, laktozu fermente eden ve edemeyen mayalar mevcuttur.

Kefir Oluşumu

Bazı tanelerde enterokokve koliform grubu bakterilere de rastlanmıştır. Kefir tanesinde saf toz halde liyofilize kültürler üretilmiştir. Avrupa ülkelerinde ve ABD’de genellikle saf kültürlerden kefir üretilirken, Rusya, Asya, Doğu Avrupa ve Ortadoğu bugüne kadar laboratuvar koşullarında kefir tanesi üretmek mümkün olmamıştır.

Kefir, vücudun temel fonksiyonlarında ve çeşitli faaliyetlerinde kullanılan mineraller ve esansiyel aminoasitler bakımından zengindir. Kefirde bulunan proteinler kısmi sindirimi yapılabilen ve bu nedenle vücut tarafından kolay değerlendirilebilir yapılardır.

Kefir Faydaları

Kefirde bol miktarda bulunan ve esansiyel amino asitlerden bir tanesi olan triptofanın, mineral maddelerden kalsiyum ve magnezyumun sinir sistemi üzerinde rahatlatıcı etkisi oluşturmaktadır.

Vücudumuzda en çok bulunan ikinci mineral madde olan fosfor, hücre gelişimi ve enerji ihtiyacının karşılanması için karbonhidratların, yağların ve proteinlerin kullanımında kolaylık sağlamaktadır.

Kefir B12, B1 ve K vitamini bakımından da zengindir. Bu vitaminlerin yeterli alınması durumunda gerek böbrek, karaciğer ve sinir sistemine gerekse deri rahatsızlıklarına sayısız fayda sağladığı bilinmektedir.

Sağlık dostu gıdalar

Uzmanlar, sarı ve turuncu gıdaların bağışıklık sisteminizi güçlendirdiğini, kırmızı renkli gıdaların ise kalp sağlığımızı koruduğunu belirtiyor. İşte sağlık için vazgeçilmemesi gereken gıda maddeleri…

Sarı ve turuncular bağışıklık sisteminizi güçlendiriyor, kırmızılar kalp sağlığınızı koruyor… Tıpkı gökkuşağının renklerinde olduğu gibi doğa da, farklı farklı renklerde pek çok besini barındırıyor. Her bir renkteki besinin ise kendine özgü bir faydası var.

Diyetisyen Yeşim Çelik, renklerine göre besinlerin faydalarını sıraladı ve sağlıklı beslenme için önerilerde bulundu.

Kırmızı renkli besinler kalp hastalıklarına iyi geliyor

Kırmızı renkli sebzeler bitkisel kimyasallardan flavonoidleri içerir ve bu bileşikler sindirim-solunum sistemi hastalıkları, kalp hastalıkları, kronik nörolojik hastalıklar ve bazı kanser türleri üzerinde risk azaltıcı etkiye sahiptir. Özellikle kırmızı pancar, kırmızı lahana bu bileşiklerden zengindir.

Domates, nar, kuşburnu, böğürtlen, ahududu, vişne, çilek, karpuz C vitamini yönünden oldukça zengin besinlerdir. C vitamini bağışıklık sistemini güçlendirir, enfeksiyonlara karşı direnci artırır, antioksidandır, kansere karşı koruyucu etki yapar, demir kalsiyum gibi mineralleri ile B1 vitaminin vücutta kullanımını artırır. Yemek borusu, mide, kolon- rektum kanserlerini önlediği bilinmektedir.

Laykopenden (likopen) zengin olan domates, kuşburnu ve karpuzun kanser ve kalp damar hastalıklarını önleyici etkisi vardır. Kırmızı elma, kırmızı erik gibi meyveler potasyum açısından zengindir. Sağlığın sürekli olabilmesini sağlamak için sebze ve meyveleri günlük beslenmemiz içerisinde mutlaka bulundurmalıyız.

Sarı- turuncu renklerin öncüsü havuç, kayısı ve bal kabağı

Bu renk grubundaki sebze ve meyvelerde A vitamininin öncüsü olan karotenoidler bulunur. Havuç, kayısı, bal kabağı, turunçgiller bu bileşiklerden zengin besinlerdir. A vitamini görme fonksiyonu için gereklidir, bağışıklık sistemini güçlendirir, enfeksiyonlara karşı direncin artmasını sağlar, kansere karşı koruyucu etkisi vardır. Yemek borusu, mide, prostat, akciğer, karaciğer, kalın bağırsak kanseri riskini azalttığı bilinmektedir.

İçerisinde olduğumuz kış ayları sarı-turuncu renkte sebze ve meyveleri tüketebilmek için bulunmaz bir fırsat sunmaktadır. Portakal, mandalina ve greyfurt dibi turunçgiller günlük meyve tüketiminiz içerisinde mutlaka olmalıdır.

Tek tip seçim yapmak yerine günlük her birinden birer adet tüketmeniz faydalı olacaktır. Ayrıca bu meyvelerin içerdiği yoğun posadan yararlanabilmek için suyunu sıkmak yerine meyvenin kendisini tüketmeniz bağırsak sağlığınızı korumaya ve kabızlık sorununu ortadan kaldırmaya yardımcı olacaktır.

Havuç rendelenerek salatalarda kullanılabilir ayrıca yemeklerinizde de kullanabilirsiniz. Haşlanmış havucu garnitür olarak tüketebilirsiniz. Fazla şeker kullanılmadan yapılan kabak tatlıları da bal kabağındaki vitamin ve minerallerden yararlanmanın iyi bir yolu olacaktır.

Yeşillerin kansersavar etkisinden faydalanın

Bu renk grubundaki ıspanak, pazı, maydanoz, marul, kıvırcık, nane, tere, roka, asma yaprağı, yeşilbiber özellikle C vitamini ve diyet posası açısından zengin besinlerdir. Nane, kekik, adaçayı, maydanoz, dereotu, rezene gibi bitkiler uçucu yağlar içerirler ve bunların hipertansiyon, solunum-sindirim sistemi rahatsızlıkları, kalp hastalıkları ve bazı kanser türlerinin oluşum riskini azaltma üzerinde etkisi vardır.

İçerdikleri yüksek posa, vitamin ve mineral nedeniyle yeşil yapraklı sebzeler sağlığın korunması ve hastalıkların önlenmesi adına çok önemli görevler üstleniyor. Taze marul, kıvırcık, tere, roka ve maydanozla hazırlanan salatalar sofralardan eksik edilmemeli. Salatanızı zenginleştirmek için diğer renkteki besinleri de eklemeyi unutmayın.

Turp, kereviz ve lahana gibi beyazlar sağlığınızın dostu

Sarımsak, soğan, turp, kereviz, lahana, karnabahar gibi sebzeler kükürtlü bileşikler içerir ve bu bileşikler mide kanseri ve bazı kanser türlerinin oluşma riskini azaltır, vücuttaki zararlı maddelerin etkisiz hale getirilmesini sağlar, gastrit ve ülser oluşumunu engeller, kan kolesterol seviyesini düşürür, yüksek tansiyonu kontrol altına alır ve bağışıklık sistemini güçlendirir.

Beyaz üzümde ve diğer üzüm türlerinde bulunan ellagik asit isimli kimyasalın çok kuvvetli antikansorejen, antibakteriyel ve antiviral etkiye sahip olduğu biliniyor. Ayrıca antioksidan, yaşlanmayı geciktirici ve kanser oluşumunu yavaşlatıcı özellikleri de bulunuyor.

Pek çok faydası olan beyaz renkli besinleri tüketmek için kış ayları bulunmaz bir fırsat sunuyor. Karnabahar, lahana, kereviz ile yapılan yemekler sofralardan eksik edilmemelidir. Bu sebzeleri buharda haşlayıp üzerine 1 kâse sarımsaklı yoğurt ekleyerek tüketirseniz hem besin değeri yüksek hem de lezzetli bir yemek tüketmiş olursunuz. Tüm bu besinleri pişirirken kızartma yönteminden uzak durmalıyız, aksi takdirde besinlerin faydalı bileşiminden yararlanılamaz ve kanserojenlerin oluşumuna yol açılmış olur.

Un, tuz ve şekere dikkat!

Daha çok sofra tuzu olarak kullandığımız tuzun fazlası başta hipertansiyon olmak üzere bazı sağlık sorunlarına neden olabiliyor. Günlük tuz tüketimi 2-3 gramla sınırlı kalmalıdır.

Şeker, kan şekerinin hızlı bir şekilde yükselmesine ve sonra da düşmesine sebep olur. Bu da halsizlik, yorgunluk ve uyku halinin oluşmasına neden olur. Bunun dışında kan şekeri dengesizliği kişinin sürekli olarak yemek yemek istemesi anlamına gelir.

Kan şekerimiz düştüğü zaman vücudumuz şekerli besinleri daha çok ister. Bu da kilo kontrolünü sağlamaya çalışan kişilerde kilo artışına sebep olabilir. Fazla şeker tüketimi, uzun vadede pek çok hastalığın oluşmasına da neden olur. Bu nedenle tüketilen şeker miktarı sınırlı olmalıdır.

Kek, bisküvi, meyve suyu gibi hazır gıdalar, reçel, şerbetli-sütlü tatlılar miktarına dikkat edilerek tüketilmesi gereken besinlerdir. Ayrıca çay ile tüketilen şeker miktarı da sınırlandırılmalı mümkünse şekersiz içilmelidir.

Un da şeker benzeri etki gösterir ve kan şekerinde ani iniş çıkışlara neden olur. Her türlü unlu gıdanın tüketim miktarı sınırlandırılmalı ekmek seçimi yaparken tam tahıllı, çavdarlı, kepekli undan yapılmış ekmekler beyaz unla yapılmış ekmeklere tercih edilmelidir. Ayrıca unlu ve şekerli gıdaların fazla tüketilmesi alınan enerji miktarını arttırarak obezitenin oluşmasına yol açar.

Fazla tuz kullanımının zararları

tuz_glr1FAZLA TUZ KULLANIMININ ZARARLARI

Aşırı tuz tüketimi vücudu vuruyor

Aşırı tuz tüketiminin, yüksek tansiyon, kemik erimesi, böbrek hastalığı, mide kanseri ve kalp hastalığı gibi birçok hastalık için risk oluşturduğu belirtildi…

Türk Hipertansiyon ve Böbrek Hastalıkları Derneği Genel Sekreteri Doç. Dr. Ülver Derici, 7 Şubat Dünya Tuza Dikkat Haftası dolayısıyla yaptığı açıklamada, gereğinden fazla tuz tüketiminin başta hipertansiyon olmak üzere çok sayıda hastalığa yol açabileceğini söyledi.

Bu yılın teması olarak “Tuz sağlığınıza zarar verebilir” sloganının seçildiğini anlatan Derici, “Aşırı tuz tüketimi, yüksek tansiyon, kemik erimesi, böbrek hastalığı, mide kanseri, inme, şişmanlık ve kalp hastalığı açısından ciddi bir risk faktörüdür” dedi.

Derici, Dünya Tuza Dikkat Haftası boyunca, aşırı tuz tüketiminin zararları hakkında toplumda farkındalığı artırmayı amaçladıklarını dile getirdi.

ERKEKLER, KADINLARDAN DAHA FAZLA TUZLU TÜKETİYOR

Türk Hipertansiyon ve Böbrek Hastalıkları Derneğince 2008 yılında yapılan çalışmada, bir kişinin günlük tuz tüketiminin normalde olması gerekenin üç katı (ortalama 18 gram) olarak tespit edildiğini belirten Derici, şunları kaydetti: “Çalışmada, erkeklerin kadınlardan daha fazla tuzlu yediği saptanmıştır.

Zeytin, peynir, turşu, salamura ve konserve gıdalar tuz oranı yüksek ve toplumumuz tarafından yoğun tüketilen gıdalardır. Ekmeğimizdeki (ortalama 300 gramlık ekmek) tuz miktarı yaklaşık yedi gram kadar olup günde bir ekmek tüketen birey zaten alması gerekeni fazlasıyla almaktadır.”

MAKSİMUM 6 GRAM TUZ TÜKETİLMELİ

Derici, tuz kullanım miktarının toplumsal özelliklere ve coğrafi bölgelere göre değişebildiğini de ifade ederek, “Normal sağlıklı bireylerde günlük olarak yemeklerle alınması gereken ortalama tuz miktarı 5 gramdır (maksimum 6 gram)” dedi.

Bu miktarın üzerinde tuz tüketilmesi halinde, “kalp-damar hastalıklarına bağlı ölüm oranlarının yükseldiğini” vurgulayan Derici, fazla tuz kullanımının astım hastalığında da şikayetleri tetiklediğini bildirdi. Derici, bu nedenle, sağlığın korunması, dengeli beslenme alışkanlığının kazanılması ve olası hastalıklara karşı riski artırmamak için günlük alınan tuz miktarının azaltılması gerektiğini kaydetti.

Bu yazımızla alakalı olarak zayıf olmak sağlık açısından iyi midir için tüyolar makalemizi okuyabilirsiniz.

Her gün ne kadar keten tohumu almalıyız?

HER GÜN 1 TATLI KAŞIĞI KETEN TOHUMU

Keten, 50-60 santim yükseklikte 1 yıllık ince gövdeli bir bitkidir. Ketenin kullanılan kısmı, olgun tohumları ve bu tohumundan elde edilen yağlarıdır. Ülkemizde keten grubu açısından çok zengindir.

İçinde sabit yağlar ve yüksek oranda protein bulunur. Tohum kabuğunda suyu emerek şişen bir madde vardır. Bu nedenle keten tohumu, müshil etkisi gösterebilir. Ağız yoluyla kullanıldığında kabızlıkta, sindirim sistemi tahrişlerinde, gastritin kısa süreli tedavisinde yardımcı olarak mukoza tahrişlerinde kronik öksürük ve bronşitte kullanılır.

Yağı ise cilt iltihaplarında yararlıdır. Keten tohumu aynı zamanda öksürüklerde de solunum sistemini yatıştırıcı bir etki gösterir. Kısmen de balgam söktürücü etkisi vardır. Keten tohumunun Omega 3 yağı ve B 12 vitamini içermesi de beyin sağlığı unutkanlık ve hafıza kaybına karşı yararlıdır.

NOT: Keten tohumu, ışığa ve ısıya karşı hassastır. Bu yüzden 50-100 gram gibi küçük ölçülerde alın. Un gibi değil iri granüller halinde kabaca öğütün.
Güneş ışığı görmemesi için saklama kabı folyoya sarabilir ya da ışık geçirmeyen bir kap kullanabilirsiniz. Nem almaması için de ağzını sıkıca kapayın.

Arzu edenler buzdolabında saklayabilir. Diyetlerde görülen kabızlığın azalması için keten tohumunu her gün 1-1.5 tatlı kaşığı kadar sabahları tüketmenizi öneririm. İçinde çok az miktarda östrojen içerdiğinden meme kanseri tedavisi görenlerin kullanmasını önermem.

Yazın sağlık açısından neler yemeliyiz?

Yaz sıcakları bastırmak üzere. Sıcağın bedendeki etkisini dengelemek ve sağlığı korumak için Ayurveda’ya göre, yapılması ve yapılmaması gerekenler, artırılması, azaltılması gereken yiyecekler vardır. Size bunların genel bir listesini veriyorum. Ayrıca serinletici lezzetleri ve sıcaklarda vücudun dengesini korumak için bazı önerileri de bu sayfada bulacaksınız.

Yazın çok tüketilmesi gerekenler: Tatlı, buruk, kekremsi, serin, ılık, çok sulu olmayan gıdalar.

Tahıl: Buğday, pirinç, yulaf, arpa.

Bakliyat ve fasulyeler: Mercimek hariç genelde hepsi iyidir. (Sarı mercimek, kuru fasulye, soya fasulyesi, barbunya, nohut, iç bakla).

Sebzeler: Kuşkonmaz, enginar, tüm yeşil lifli yapraklı sebzeler (ıspanak, pazı, semiz otu, ebegümeci) yeşil kabak, hindiba, karnabahar, brokoli, yeşil fasulye, lahana, kereviz, bakla, patates, tatlı patates, bezelye, tatlı yeşil biber, yeşil papaya, filizler, Brüksel lahanası, acur, rezene, salatalık, mantar, marul, bamya, dereotu, roka, nilüfer kökü, zeytin.

Süt ürünleri: Sadeyağ, süt, tereyağı, tatlı ayran, krema; taze, tuzsuz, yağlı peynirler, ekşimemiş yoğurt, cacık. Kilo veya kolesterol sorununuz varsa yağsız süt ürünlerini tercih edin.

Tatlandırıcılar: Beyaz veya yarı arıtılmış şeker, az miktarda bal. Ancak kilo sorununuz varsa sadece az miktarda esmer şeker tüketin.

Yağ: Zeytinyağı, Hindistan cevizi, ayçiçek yağı, soya yağı.

Çerezler: Ayçekirdeği, kabak çekirdeği, Hindistan cevizi. Baharat: Kişniş, kimyon, az miktarda zencefil, zerdeçal, safran, rezene, tarçın, kakule, az miktarda limon suyu, nane, dereotu.

Meyveler: Üzüm, nar, kestane, muz, avokado, mango, Hindistan cevizi, kavun, elma, armut, kuru üzüm, hurma, kuru incir, incir, kayısı, tatlı portakal, tatlı ananas, Trabzon hurması, papaya, kivi, kiraz, kavun, karpuz, mandalina gibi olmuş tatlı veya buruk meyveler.

Et: Et tüketimi pek fazla önerilmemekle birlikte, kişi eğer et tüketiyorsa, tavuk, karides, hindi önerilir.

Yazın az tüketilmesi gerekenler

Acı, ekşi, tuzlu tatlar: Çok sıcak tüketilen yiyecek ve içecekler.

Tahıllar: Darı, arpa, kara buğday, çavdar. Bakliyat ve fasulye: İri fasulye (azuki) ve mercimek.

Sebzeler: Domates, pancar, havuç, acı turp, çiğ soğan ve sarımsak.

Süt ürünleri: Ekşi süt ürünleri, yoğurt, peynir, özellikle eski ve çok mayalı tuzlu peynirler, tuzlu tereyağı.

Tatlandırıcılar: Pekmez ve fazla miktarda esmer şeker.

Yağ: Badem yağı, susam yağı, mısır yağı.

Çerezler: Ayçekirdeği ve kabak çekirdeği, Hindistan cevizi hariç tümü azaltılmalıdır.

Baharatlar: Isıtıcı ve sıcak olanlar (acı biber, pul biber, karabiber, hardal tohumu, karanfil, kereviz tohumu ve çimen tohumu).

Meyveler: Papaya, greyfurt, tuzlu zeytin, ekşi portakal, şeftali, ekşi üzüm, ekşi ananas, böğürtlen, çilek, ekşi erik gibi asitli ve ekşi meyveler.

Et: Genel olarak et, özellikle kanlı, kırmızı et (büyük baş hayvan; sığır, domuz gibi) ve deniz ürünleri.

Serinleten iki tarif

Lassi (Tatlı ayran) nasıl yapılır?

Malzemeler:
– 1/4 çay kaşığı kakule
– 1 tutam safran
– 3 çorba kaşığı sıcak su
– 2 su bardağı yoğurt
– 2 su bardağı soğuk su
– 2 çorba kaşığı şeker
– 1/4 su bardağı krema
– Birkaç damla gülsuyu

Hazırlanışı:
Kakule, safran ve sıcak suyu mikserde karıştırın. Soğuk su, şeker ve yoğurdu ilave edin. Karışımın tadı keskin gelirse isteğe göre krema ilave edebilirsiniz. Birkaç damla gülsuyu aşırı sıcak etkiyi dengeler.

Buzlu çay tarifi

Malzemeler:
– 1.5 litre temiz içme suyu
– 6-7 adet orta büyüklükte taze nanenin yaprakları
– Yarım tatlı kaşığı yeşil çay
– Yarım tatlı kaşığı yasemin
– Yarım tatlı kaşığı melissa
– 1 orta boy gülün yaprakları
– 2 çorba kaşığı esmer şeker
– 4-5 kaşık veya 1 ince dilim olgun kavun
– Yarım limon

Buzlu çayın hazırlanışı:
Suyu kaynatın, içine nane, yeşil çay, yasemin, melisa ve gül yapraklarını atın. 5 dakika demlensin. Sonra süzün ve içine limon suyunu sıkın. Esmer şekeri, kavunu katıp mikserden geçirin. Bol buz ekleyin. İçeceğiniz zaman taze nane yaprakları, limon dilimleri ile süsleyin ve gün içinde bol bol için. İsteyenler ayranı veya buzlu çayı su dışında maden sodası kullanarak da yapabilirler. Özellikle aşrı terleyen veya yazın tansiyonu düşen kişiler için bu daha bile iyi olabilir.

Dengeleyici öneriler:

1) Kulak arkası, ense, saç dipleri, eller ve ayakları sık sık ıslatın veya suyla sıvazlayın. Özellikle kulak arkalarını serin tutmak ısı merkezini dengelemek için çok önemlidir.

2) Meyan kökü hapları veya şurubu harika bir yaz dopingidir. Serinletir, enerji verir, düşük tansiyonu dengeler. Yazın evde de meyan kökü şurubu yapabilir ve taze nane yapraklarıyla süsleyip içebilirsiniz.

3) Gül şerbeti, sulu ekşi olmayan ayran, maden sodası, limonata, cacık, serin komposto, buzlu kahve ve hoşaflar da sağlıklı içeceklerdir.

4) Yüzme yazın en iyi spordur. Yazın aşırı terleten, kan revan içinde bırakan sporları yapmayın. Su sporlarını tercih edin. Eğer yapamıyorsanız o zaman sabah erken veya akşamüstü saatlerinde yürüyüşü tercih edin. Mutlaka egzersizden sonra ılık duş alın ve baş bölgenizi serin tutun.

5) Akşam asla ağır ve hazmı zor gıdaları tercih etmeyin, ağır gıdaları yatmaya yakın tüketmeyin.

6) Alkole çok dikkat önce keyif verir, rahatlatır hatta bazıları buzlu içilip serinletebilir. Ama acısı sonradan çıkar bedeninize zarar verir. Akşam uykuda daha da çok terler, sıvı kaybeder ve iyi bir uyku uyuyamazsınız.

7) Asla aşırı soğuk-buz gibi içecek ve gıdalara yüklenmeyin. Oda ısısına yakın olanlar uzun vadede daha iyi ısı dengeleyicidir.

Karpuz, peynir, ekmek üçlüsü

Yazın öğünü geçiştirmek isteyenlerin veya diyet yapanların belki de en lezzetli ve pratik kurtarıcısı karpuz-peynir ikilisi. Ancak karpuz çok miktarda yenirse ve tam da sevdiğiniz gibi kan kırmızı ve şekerli olursa bu kez de bedene fazla şeker yüklenmiş oluyor. Peynir de eğer yağlıysa (eski kaşar, tulum, rokfor, gouda, yağlı lor) ve fazla tuzluysa o zaman bu ikili değil diyet yapmak, tersine fazla yağ ve şekerle kilo aldırıcı bile olabiliyor. Karpuz-peynir ikilisinin yanına eğer ekmek veya simiti de eklerseniz o zaman bu masum gibi gözüken yaz ara öğünü veya akşamı karpuz-peynir-ekmekle geçiştiririz düşüncesi tam bir kilo faciasına dönüşebiliyor. Ama birkaç kurala dikkat ederseniz yazın kilo almadan da karpuz peynir veya meyve-peynir ikilisini tüketebilirsiniz.

1) Karpuz-peynirin yanına simit, ekmek gibi hızlı bir karbonhidrat eklemeyin.

2) Karpuz bir normal dilimden fazla olmamalı. Peynir kendi parmağınızla 4 parmaktan fazla tüketilmemeli.

3) Karpuzun daha çok kırmızı, şekerli olan tarafı değil, daha pembe, az şekerli, diri olan kısmı hatta çok yararlı olan beyaz kısımları da tüketilecek.

4) Peynirler taze lor, çökelek, taze dil, suda mozarella gibi az tuzlu, az yağlı olmalı. Eğer karpuz sevmiyorsanız ama meyve peynir ikilisinden de vazgeçemem diyorsanız o zaman seçtiğiniz meyveler sert, diri, aşırı şekerlenmemiş, taze mevsim meyveleri olsun. Erik, şeftali, nektarin, karadut, çilek, vişne, kiraz gibi.

Yazın bağırsak temizliğinin önemi

Aşırı sıcaklarda sizin de sağlık dengeniz olumsuz etkileniyorsa o zaman ayda 1 seferi geçmemek koşuluyla bir gece yatmadan önce 3 çorba kaşığı (kabıza yakınsanız), bağırsaklarınız normalse 2 çorba kaşığı Hint yağını biraz meyve suyuyla karıştırıp için. Ertesi sabah sadece ılık komposto ve semizotukabak çorbası tüketin. Sakin bir gün geçirerek detoks yapın, bol bol oda sıcaklığında su için.

ELEKTROMANYETİK KİRLİLİKTEN KORUNUN

Bu yıl özellikle gözle görülmeyen sağlık tehditlerinin daha çok konuşulduğu ve fark edilmeye başlandığı bir yıl oldu. Bunlardan bir tanesi GDO’lu gıdalardı. Bu konuyla ilgili gittikçe artan bir bilinçlenme söz konusu. Şimdi ise, modern hayatın getirdiği teknolojik iletişim için kurulan alt yapı ve düzen, güvenlik kontrolü için içinden geçtiğimiz cihazlar, kısacası modern hayatta sık sık karşı karşıya kaldığımız pek çok cihaz, televizyonlar elektro manyetik alan riski oluşturabiliyor. Gittikçe artan bir radyasyon ve gözle görülmeyen bir elektromanyetik kirlilikle karşı karşıyayız.

Peki bunun için ne yapacağız?

Elimiz kolumuz bağlı, teknolojiden uzak, seyahat etmeden, televizyon seyretmeden mi yaşayacağız? Elbette hayır! Ne mi yapacağız? Sık sık ormanlık alanlara gideceğiz, göl kenarı, deniz kenarı gibi yerlerde bulunacak, yalın ayak toprağa basarak enerji alanımızı iyiye çevireceğiz. Tüm bunların yanı sıra gelişmiş ülkelerde iyi ve güvenilir teknoloji ile üretilmiş elektromanyetik koruyucul

ardan da yararlanabiliriz. Yapılan incelemelerde bu tür koruyucuların bedeni radyasyon ve elektromanyetik kirliliğe karşı koruyucu bir etki gösterdiği ortaya konulmuş. Özellikle kapalı binalar, iş merkezleri ve yoğun elektromanyetik iletişimin yaşandığı yerde çalışan ya da yaşayanların telefon ve bilgisayarlarına bir tür koruyucu çiplerden koymaları veya ortam koruyucu ürünlerden kullanmaları, hatta üzerlerinde koruyucu çip içeren kolyeler taşımalarında yarar olduğuna inanıyorum.
Dr. Ender Saraç

GIDA KATKI MADDELERI

Tüketime sunulan veya sunulacak olan gıdaların görünüm ve lezzetlerini tüketicinin arzu ettiği duruma getirmek, bozulmalarını önleyerek, gıdaların raf ömrünü uzatmak amacıyla gıdalara tüketime sunulmadan önce bilinçli ve amaçlı olarak ilave edilen maddelere GIDA KATKI MADDELERİ denmektedir .

Gıda katkı maddeleri; Sağlık Bakanlığı nın gıda katkı maddeleri yönetmeliğinde şu şekilde tanımlanmıştır : “Normal koşullarda tek başına tüketilmeyen ya da tipik besin bileşeni olarak kullanılmayan, tek başına besleyici değeri olmayan ve besinin üretilmesi, işlenmesi, hazırlanması, ambalajlanması, taşınması, depolanması sırasında teknolojik amaçla ya da beklenen sonucu elde etmek için ürüne ya da bir öğesini elde etmek için yan ürüne doğrudan ya da dolaylı olarak ve bilinerek katılan maddelerdir” . Gıdalara hile ve besin değerini arttırmak amacıyla katılan maddeler ise GKM değildir.

GKM nin Kullanımında Genel Koşullar

GKM gıdalara bilinçli ve amaca yönelik olarak katılmaları yanında, aşağıda sıralanan koşullara uygun kullanılmak zorundadırlar .
– Gıda katkı maddelerinden hiçbiri, hangi amaçla gıdaya katılmış olursa olsun insan sağlığına zarar vermemelidir. Kullanılacak katkı maddesi hakkında analiz sonuçları ve kullanılma miktarları bilinmelidir.
– GKM katıldığı yiyecek ve karışımın besleyici değerine zarar vermemeli, besin değerini azaltmamalı ve değiştirmemelidir. Gıdaların içerisinde bulunan vitaminleri tahrip etmemeli ve besinlerin emilimini azaltmamalıdır.
– Gıdaya katılması düşünülen veya istenilen GKM nin özellikleri hakkında bilgiler bulunmalı, bu konuda in-vivo ve in-vitro deneyler yapılmalıdır. Katkı maddesi olarak kullanılan maddeler belirgin özelliklerine göre belirlenmeli ve belirlenen GKM nden başkası kullanılmamalıdır.
– Katılması düşünülen katkı maddesinin kantitatif analizini yapabilecek güvenilir analiz metotları bulunmalı ve bu analizleri yapacak, kontrol hizmetlerini yürütecek kurumlar olmalıdır. Ülkede bulunan laboratuvarlar GKM nin analizlerini yapacak koşullarda değil ise uluslararası kuruluşların inceleme sonuçlarından yararlanılmalıdır. Dünya Sağlık Örgütü nün alt kuruluşlarından birisi olan Gıda Tarım Örgütü ve Dünya Sağlı Teşkilatının Gıda Katkı Maddeleri Eksper Komitesi (JECFA – Joint FAO / WHO Expert Committee on Food Additives) her yıl GKM ile ilgili toplantılar yapmakta ve bunları yayınlamaktadır. JECFA nın düzenlemiş olduğu toplantılarda GKM konusunda uzman ve yetkili ülke temsilcilikleri bulunmaktadır.
– Katkı maddesinin hangi gıdalara ne miktarda ve hangi amaçla katılabileceği GKM Kodeksinde belirtilmiş olmalıdır. Gıdaya belirlene miktarlardan fazlası katılmamalı ve üretimleri sırasında katkı maddesi kullanılan gıdalar sürekli denetlenmelidir.
– Katılan maddelerin açık ismi ve miktarı gıdaların üzerindeki etikette belirtilmelidir.
– Katkı maddesi, katıldığı maddelere homojen olarak dağılmış olmalı ve ürünün maliyetini arttırmamalıdır.
– Gıdaya katılan katkı maddesi gıdanın bozukluğunu maskeleyici ve tüketiciyi aldatıcı olmamalıdır.
– Bazı gıdalara, özellikle çocuk mamalarına ve diyet gıdalarına katılması düşünülen katkı maddesinin katkı maddesinin katılma koşulları ve miktarları özel izne tabi olmalıdır.

GKM nin Sınıflandırılması

A – Bozulmayı Önleyenler (Prezervatifler)
1. Antimikotikler (Küflenmeyi Önleyiciler)
2. Mikrop Antagonistleri (Bakteri Üremesini Önleyiciler)
3. Antioksidanlar (Oksidatif Bozulmayı, Acılaşmayı Önleyiciler)
4. Antibrowing Ajanlar (Enzimatik Bozulmayı Önleyenler)

B – Görünüm – Lezzet – Yapı ve Kaliteyi Geliştirenler
1. Boyalar ve Renklendiriciler
2. Tat, Koku Vericiler ve Arttırıcılar
3. Asit veya Baz Yapıcılar ve Nötralize Ediciler
4. Yapı (Texture) Geliştiriciler, Emülsifiyanlar

C – Diğerleri
1. Diğer Additifler
2. Solventler
3. Filtre Ediciler

E numara sistemine göre gıda katkı maddelerinin sınıflandırılması :

Hazır gıdaların paketleri üzerinde kullanım amaçlarına göre GKM nin kategorileri, bunu izleyen özel adlar ve “E(uropean)” numaraları ile belirtilir. “E” numaraları Avrupa Birliği ülkeleri tarafından GKM ne pratik bir kodlama yöntemi olarak getirilmiştir. “E” numaraları ve özel adları besinlerin dış satım ve iç alımları sırasında kolayca tanınmalarını sağlamaktadır .

“E” numara sistemi ile GKM nin temel işlevlerine göre sınıflandırılması şu şekildedir :
1. Renklendiriciler E 100 – 180
2. Koruyucular E 200 – 297
3. Antioksidanlar E 300 – 321
4. Emülsifiyer ve stabilizatörler E 322 – 500
5. Asit baz sağlayıcılar E 500 – 578
6. Tatlandırıcılar, koku verenler E 620 – 637
7. Geniş amaçlılar E 900 – 927

Günümüzde uygulanan üretim teknikleri sayesinde besin sektöründe verim artışı, kayıpların en aza indirilmesi, ürün kalitesinin arttırılması ve standardizasyonu, ürünlerin dayanma sürelerinin arttırılması ve değişik yeni besinlerin üretimi gibi uygulamalar gerçekleşmiştir. Tüm bu gelişmelerde GKM nin besin endüstrisinde kullanılması etkili olmuştur. Yasalarla kontrol edilen GKM nin kullanım alanları şu şekildedir :
1. Renklendiriciler : Boyalar ve pigmentler, besinlerin işlenmeleri sırasında kaybolan doğal renklerinin kazandırmak, tüketiciye çekici hale getirmek için besinlere katılırlar.
2. Koruyucular : Besinlerin mikrobiyal bozulmalarını önlemek için katılırlar.
3. Antioksidanlar : Yağların bozulmalarını, acılaşmalarını önlemek için kullanılmaktadır.
4. Emülsifiyerler ve Stabilizörler : Emülsifiyerler, yağlarla suyun karışımını sağlamak için kullanılmaktadır. Stabilizörler, emülsiyonların dayanıklı hale getirilmelerini ve bileşenlerine ayrılmalarını önlemek için kullanılırlar.
5. Tatlandırıcılar : Şekerden daha tatlı olan bu maddeler çok düşük miktarlarda ve besinleri tatlandırmak için kullanılırlar.
6. Geniş Amaçlı GKM : Bunlar aroma vericiler, çözücüler, polifosfatlar gibi geniş amaçlı olarak kullanılan GKM dirler.

GKM NİN SAĞLIK ÜZERİNDEKİ ETKİLERİ

Son yıllarda besin maddeleri çok çeşitlenmiş ve üretimde kullanılan GKM nin sayıları büyük bir hızla artmıştır. GKM lerinin kullanımı yasalarla düzenlenmektedir. Bu düzenlemelerin amacı, besinlerde kullanılan GKM nin kötü kullanımını ve sağlık üzerinde oluşabilecek tehlikeleri önlemektir. GKM nin yasallık kazanabilmesi için, akut, kronik, farmakolojik deneylerin, fare dışında iki değişik hayvanın üzerinde yapılmış olması zorunludur. Besinlere katılacak miktarın (ADI : Acceptable Daily Intake) hayvanlarda hiç bir toksik etki göstermeyen en yüksek dozun 1/100, bazen 1/200 kadarı olması gereklidir .

Besinlerde kullanılan GKM nin beslenme kalitesini sağlaması, kalite ve dayanıklılığı gerçekleştirerek artık oranında bir azalma sağlaması, işlenmeye yardımcı olması aranan özelliklerdir. Bir GKM işleme ve üretim hatalarını gizlememeli, tüketiciyi aldatmamalı ve bir besinin besleyici değerini düşürmemelidir .

Bazı GKM ne duyarlı olan insanlar reaksiyon verebilirler. Avrupa da nüfusun %0.03-0.10 unun GKM ne karşı duyarlı olabileceği saptanmıştır. Renklendiricilerden bazıları astım, deri döküntüleri, hiperaktivite ve migrene yol açabilirler. İzin verilen renklendiriciler ülkeden ülkeye değişebilir. Örneğin; Norveç ve İsveç besinlerdeki tüm yapay renklendiricilerin kullanımını yasaklamıştır .

Aroma arttırıcı maddelerden bazıları baş dönmesi, çarpıntı yapabilir. Gut hastalığı olanlarla pürinden fakir diyet alması gerekenler bu GKM ni almamalıdır. Koruyucu maddeler, besinleri bakteri, küf, maya bozulmalarından korumak, raf ömrünü uzatmak, doğal renk ve aromayı korumak amacı ile kullanılırlar. Bu maddelerden en çok sucuk, salam, sosis ve pastırma gibi et ürünlerine konan nitrat ve nitrit tartışılmaktadır. Bunlar parlak, kırmızı pembe rengin sağlanması yanında, tuz ile birlikte Clostridium botulinum un çoğalmasını ve toksin oluşturmasını önlemektedir. Nitrat ve nitrit kanserojen nitrozo bileşiklerinin oluşumuna aracılık etmektedirler. Nitratın ADI değeri 0 – 5 mg/kg, nitritin ADI değeri ise 0 – 0.2 mg/kg olarak belirlenmiştir. Günlük aldığımız nitrat ve nitritin % 80 i su, sebze ve diğer doğal besinlerden, % 20 si ise GKM nden gelmektedir .

GKM nin Miktarı Pişirme İle Değişikliğe Uğrar mı ?

Hazır besinlerin avantajı, hazırlanmalarının kolay ve pişirilmelerinin hızlı olmasıdır. Dondurulmuş besinleri pişirmek için çözdürünce, kullanılan koruyucular ve antioksidanlarda azalma olur. Bunu önlemek için dondurulmuş besinler buzdolabının soğutma bölümüne veya serin bir odaya bırakılarak çözülmeleri beklenir. Böylece pişirmeden önce hiç buz kristali kalmamaktadır. Çözünen besinler hemen pişirilmeli, bir kereden fazla ısıtma işlemi uygulanmamalıdır .

Değişik Ambalaj Teknikleri Kullanmakla GKM Azaltılabilir mi ?

Sertifikalı renk katkı maddeleri kullanıldıkları besinlerde stabil özellik göstermekte, ürüne konuldukları miktarlarda zamana bağlı bir azalma görülmemektedir. Bu konuda yapılan bir çalışmada, 15 yıl süre ile depolanan besinlere konulan sertifikalı renk katkılarında miktar değişmesi saptanmamıştır. FD ve C Blue No:2 ve FD ve C Blue No gibi sertifikalı renk katkılarının dışında hiçbiri ışığa duyarlı değildir. Azo ve trifenil metan grubu boyalar ise kolaylıkla renksiz bileşiklere dönüşebilmektedir. Bunların özellikle çinko, kalay, alüminyum ve bakır gibi metallerle temas etmesi renk solmalarına yol açmaktadır. Ancak bu tür olayların önüne geçebilmek için yeni teknikler geliştirilmektedir. Örneğin gazlı içeceklerle diğerlerinde kullanılan sertifikalı boyaların solması, C vitamini kaynağı ve antioksidan olarak kullanılan askorbik asitten kaynaklanmaktadır. Bu olumsuz etkiyi ortadan kaldırmak için günümüzde EDTA adı verilen bileşik kullanılmaktadır .

GKM KONUSUNDA ÇALIŞMA YAPAN KURULUŞLAR

Uluslararası Durum

Hızlı endüstrileşme ve kentleşme hazır yiyeceklere olan talebi arttırmaktadır. Bu talebin sonucunda da gıdalara çok değişik kimyasal maddelerin katılması uygulamaları başlamıştır. Bu durum tüketiciler arasında alerjik ve toksik reaksiyonların görülmesine neden olabilmektedir. Durumu gözleyen ve değerlendiren WHO ve FAO konu ile ilgilenilmesini kararlaştırmıştır. Birleşmiş Milletlere bağlı bulunan bu iki kuruluş 1956 yılında gıdalara katılan maddeler hakkında bilgi toplamaya ve bunları değerlendirmeye başlamıştır (Bağcı 1997). Kuruluşlar elde edilen verilere dayanarak katkı maddelerinin güvenilir düzeyde kullanılmaları hakkında hükümetlere önerilerde bulunmayı hedef almışlardır. Katkı maddeleri konusunda çalışmalar yapmak üzere WHO ve FAO, “The Joint Committee on Food Additive : JECFA” adı verilen eksperler komitesini kurmuşlardır. Bu komite 1962 yılından itibaren Dünya Codex Alimentarius Commission una önerilerde bulunan bir organ halinde çalışmalarını sürdürmektedir .

Komite genelde aşağıdaki konularda çalışmalar yapmaktadır :
– Gıdalara katılacak maddelerin izin verilen maksimum miktarlarını belirler ve onaylar.
– Gıda katkı maddeleri ile ilgili listeleri hazırlayarak değerlendirir.
– Gıdalarda katkı maddelerinin analizini yapabilmede kullanılan metodları gözden geçirerek standardize eder.
– Gıdalarda kullanılan katkı maddelerinin sağlık üzerindeki zararları konusunda çalışmalar yapar, sağlık üzerinde olumsuz etkisi olan veya olduğu düşünülen katkı maddelerine geçici olarak izin verir. Analizler tamamlandığında ADI miktarını belirtir veya kullanımdan kaldırır.

Türkiye deki Durum

Bir ülkede katkı maddelerinin kullanımını düzenleyen Yasa, Yönetmelik ve kodekslerin kabul edilmesi kuşkusuz önemli bir Halk Sağlığı Hizmetidir. Bilimsel çalışmaların sonucunda JECFA tarafından kabul edilen ADI değerlerinden yararlanılarak her ülkenin sağlık otoriteleri katkı maddelerinin katılacağı gıdaları ve katılma miktarını kendi ülkelerinin koşullarına göre belirlemektedir. Ancak bundan çok daha önemli olan konu, katılmasına izin verilen maddelerin mevzuata uygun olarak kullanılıp kullanılmadığının sürekli kontrolüdür .
– Katkı maddelerinin türü, katılabileceği gıdalar ile katılma miktarları yasa ve yönetmelikler ile düzenlenmektedir. Sağlık Bakanlığı tarafından hazırlanan Gıda Katkı Maddeleri Tüzüğü ile yürütülen bu işlemler, 28 Haziran 1995 tarihinde yürürlüğe giren 560 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile Tarım ve Köyişleri Bakanlığı na devredilmiştir. Tarım ve Köyişleri Bakanlığında ise GKM konusunda Gıda Kodeksi ve Beslenme Şube Müdürlüğünce çalışmalar yapılmaktadır. Üretim aşamasındaki kontrol ve GKM nin kullanımının denetimi Tarım ve Köyişleri Bakanlığına devredilmiş olmakla birlikte pazar aşamasındaki kontrol Sağlık Bakanlığına ve bazı bölgelerde Sağlık Bakanlığı ile birlikte yerel yönetimlere verilmiştir. GKM ile ilgili yasalarda ve kodekslerde gözönüne alınan temel koşul “Halkın sağlığının korunmasını ve ülkemizdeki gıda endüstrisinin gelişmesini sağlamaktır”. Tüketime sunulan gıdalar tüketiciler için güvenilir olma niteliklerini kaybetmemelidir .
– Her üretici firma yılda iki defa Tarım ve Köyişleri Bakanlığı tarafından denetlenmektedir. Bunun dışında herhangi bir şikayet veya şüphe durumunda ek denetlemeler yapılabilmektedir.
– Ancak; gıdalardaki birçok katkı maddesinin çeşit ve miktarını geçerli yöntem ve tekniklerle analiz edebilecek laboratuarlar yeterli değildir. Bu konu ile ilgili olarak yeni uygulamalar gündemdedir. Özel, yetkilendirilmiş ve referans laboratuarların kurulması ile ilgili kanuni düzenlemeler üzerinde çalışılmaktadır. Özel laboratuvarlar gıda konusunda eğitimli kişiler tarafından kurulabilecek ve işletmelerin kendilerini denetim amacıyla işlev göreceklerdir. Yetkilendirilmiş laboratuarlar özel – devlet işbirliği ile kurulacak ve belirli sürelerde yapılması gereken analizlerin buralarda yapılabilmesi imkanı sağlanacaktır. Referans laboratuarlar tamamen resmi olacak ve meydana gelebilecek anlaşmazlıklarda hakem laboratuar olarak işlev görecektir.
– Pek çok gıda maddesinin ambalaj ve üzerinde içerdikleri katkı maddeleri konusunda tüketiciye yeterli bilgi verecek mesajlar bulunmamaktadır.
– Gıdalara katıldığı beyan edilen katkı maddelerinin miktarının mevzuata uygun olup olmadığı şüphelidir .

Günümüzde GKM nin kullanımı kaçınılmaz bir gereksinimdir. Çok çeşitli olan ve değişik amaçlarla gıdalara katılan bu maddeler kimyasal bileşiklerdir ve önerilenden daha fazla miktarda tüketildiklerinde tümü insan ve hayvan organizması üzerinde sağlığı bozucu etkiler gösterebilmektedirler. Doğal katkı maddeleri de fazla tüketildiklerinde aynı derecede olumsuz etkiler gösterebilmektedirler. Bundan dolayı herhangi bir maddenin sağlık üzerindeki etkileri çok iyi planlanan ve uzun süreli hayvan deneyleri ile tespit edilmelidir.

Kullanılmasına izin verilmiş bulunan GKM nin etkileri de toplumda epidemiolojik yöntemler kullanılarak yapılacak çalışmalar ile sürekli olarak izlenmelidir. GKM nin sağlık üzerine etkileri ancak gıdalara çok yüksek dozlarda katılmış olmaları sonucu veya uzun süreli olarak tek yönlü beslenme sonucu ortaya çıkmaktadır. GKM lerinin sağlık üzerindeki etkilerini ortadan kaldırmak veya en aza indirmek için bazı konulara dikkat etmek gerekmektedir .
– Gıda üreticileri bilinçlendirerek üretimde kullanılması zorunlu olan katkı maddelerinin önerilenden fazla kullanılması engellenmeli.
– Tüketici; özellikle adölesan, gebe, emzikli ve çocuklar GKM ve zararları konusunda aydınlatılmalı.
– Tek yönlü beslenmeden kaçınmalı; yeterli ve dengeli beslenme unsurları sağlanmalı.
– Günlük diyetin ancak çok az bir bölümü hızlı hazır yemeklerden oluşmalı veya mümkünse hızlı hazır yemekler diyete dahil edilmemeli.
– Tüketicinin sağlıklı gıdalarla beslenme, eğitilme – bilinçlendirilme ve korunma hakları yerine getirilmeli.
– Gıda üreticileri denetim altına alınmalı ve denetim mekanizması iyileştirilmelidir.
– Tüketici gıda alırken gıdanın raf ömrüne ve içeriğine mutlaka dikkat etmelidir.
– Adresi ve üretim kalitesi belirli olmayan gıdalar sadece fiyat avantajından dolayı tüketilmemelidir.